Türk Sinemasının Nesi Eksik?20 Şubat 2010 |
|
Bu ara tatil nedeniyle çok film izledim. Zaten bir süredir de eski filmleri edinip tekrar izleme telaşındayım. Hani neleri derseniz, Prestige, X-Men falan tekrar izledim. Zaten blogun bir başka yerinde de yazım diye hatırlıyorum.
Hatta Nefes‘i izleyip beğenmeyince, Türk Filmlerinden bir kez daha soğudum. Milyonların beğendiği Avatar(son duyduğuma göre titanik e yaklaşmış)‘ı da e işte seviyesinde beğenince bizim filmlerin kalitesi iyice düştü gözümde. Zaten Recep İvedik olayına girip hiç uğraşmayacağım.
Dün akşam ise bir süredir izlemek isteyipte bulamadığım 120 filmi çıktı karşıma. Peder telefonla arayıp haber verdi televizyonun verdiğini. Doğan Amca sağolsun yer vermiş kanalında. Bende bari oturup şunu izleyeyim dedim. Ama bir kez daha hata yaptığımı kavradım.
Dün kesin olarak anladım ki Türkler, ne kameranın önüne ne de arkasına geçmeli bu sektörde. Belki ilerde olabilir ama şu an için sadece ekranın karşısına geçip oturmalı.
Tabi yine önceden spoiller tarzı bir uyarı geçeyim. Ne sanat yönetmeniyim, ne de resim seçici. Sadece ev yapımı bir çok videonun kamera arkası şahsıyım. Gerçi bir kere profesyonel bir kameraya yakın durduğum, bir kerede röportaja katıldığım oldu. Bir de Ceviz Kabuğu‘nun çekildiği stüdyolardan birine girmişliğim var.
Ama gelin görün ki izleyici olma unsuru eleştirme hakkını veriyor düşüncesindeyim.
Neyse tekrar sinema işine dönersek bir çok eksik olduğunu gönül rahatlığı ile söylerim. Öyle yüksek teknik kelimelere girmeden hemde.
En başta söylemek gerekirse hareket yok filmlerimizde. Hani diyeceğim radyoda arkası yarın kuşağıyla büyüyen bir nesil film çekiyor. Ama aklım almıyor. Kutsaltahta daha iyi kıvırıyor bu işi. Hani bizim filmleri radyodan yayınlasan yine olur.
Bizim filmlere, dizilere bakarsanız kimse birbirinin sözünü kesmez. Kestiği varsa da hata olmuştur. Yönetmenin gözünden kaçmıştır. Arkaplan sesleri derseniz konuşmalar başlayınca onlar bile durur. Zaten dünkü filmde gördüğüm en büyük eksiklikti neredeyse. Hani tamam şehirde büyüyen bir insanım ama şu cır cır böceği denen hayvanın sesini bilirim. Gece karanlığında bir tane bile mi yokmuş Van da?
Zaten biz film müziği deyince de anca herkes susunca çalan, müzikleri türküleri anlıyoruz. Oysa bakın yabancı filmlere. Adamlar müziği besteliyor. Gerekiyorsa korku ögesi için kullanıyor, gerekiyorsa dram. Öyle “İki kişinin bildiği sır değildir” cümlesine nokta amacıyla değil.
Diğer bir konu ise sabit kameralarımız. Hani şu yabancı filmlerde adam koşarken yanında giden, sağa sola hareket eden, kameralardan yok mu bizim setlerde diyorum. İnsan böyle içinde bile hissedemiyor kendini. Neden bizim filmlerde bir kameranın birisini odanın bir köşesine, diğerini diğer köşesine kurup oynuyor bu yapımcılar. Oysa jimmy jib(Google da ara.) dedikleri bir alet var evlere şenlik.
Hani hiç olmadı kameranın yerini değiştirseler arada. Dün akşam işaretledim, Hiç değişmedi kameranın yeri.
Ayrıca şuna da kesin değinmek gerek. Bir kişi konuşuyorsa diğerlerinin mal gibi onun yüzüne bakmasına gerek yok. Hani setlerin zeka seviyesini bilmiyorum ama normal hayatta öyle değil. Hani hiç beceremiyorsunuz ben tüyo vereyim. Biri konuşurken diğeri gözünü ovuştursun, başını kaşısın bişey yapsın. Oturmasın öyle mal gibi.
O değil böyle giderse Türk yapımı filmleri izlememeyi düşünüyorum. Gider ilkokul çocuklarının piyesini izlerim daha iyi. Olmadı Aşk-ı Memnu izlerim. Sırf bu yüzden artık bu işlere kim bakıyorsa haberi olsun. Böyle filmler istemiyorum.






Yazılar