| Hız: |
Malum genelde insanları toplu bulduğum yerlerde şöyle bir göz gezdiririm. Sınıflara ayırırım. Dil, din, ren, ırk, cinsiyet değil. Benim ayırmam daha garip. Hani lokantaları, kafeleri, fiyatına, kalitesine göre ayırmak yerine garsonların kıyafetlerine ve duvardaki vergi levhasının yerine göre ayırmam gibi.
Neyse bunları bir kenara bırakırsak bu gün Türk halkını kontrol etmenin ne kadar kolay olduğunu fark ettim. Hani belki bize özgü bir durum değildir bu. Ama daha global anlamda fark edecek çalışmaları gerçekleştiremedim. Hani aslında çoğumuz eğitimli maymunlar gibi hareket ediyoruz. (Yazar burada maymundan geldiğimize dair bir fikir belirtmiyor. Ama olmaz da demiyor. O konuda bir farkındalık yaşamadı henüz.)
Bu günde böyle insanların fazlasıyla kalabalık olduğu bir alana uğradım. Hani böyle standı kurmuşlar, ışıklar tamam, ses diyaframımızı titretiyor. jimmy jib üzerimizde geziyor. Sağda solda her yerde insan. Hepimiz bir dürtü ile beş dakikada bir cüzdanımızı kontrol ediyoruz. Şöyle bir baktım da hepimiz mi aynıyız lan?
Kısa bir izleyiş ile şunları fark ettim. Normalde aynı anda fotoğraf çektiremeyen, illa birinin başka yöne baktığı ya da gözünü yumduğu(zaten bu nedenle fotoğraf albümlerimizin yarısı aynı resimlerle doludur.) biz mükemmel ötesi bir ritim duygusuyla alkışlıyoruz.(Biz derken ben yokum. Doğrusu onlar.) Dahası o da değil. herkes aynı şekilde alkışlıyor. Hatta dikkatli dinlerseniz, alkış sesinin bir noktadan çıkıp nasıl yayıldığını bile duyabiliyorsunuz. Aynı slogan gibi. Onun tek farkı bir tur geç başlanıyor. Hani meydana onbeş(sayıyla 15) adam yerleştirsen, alkışlan dağı yıkarsın. Zaten slogan örneğini denemişliğim bile var.
Otonom sinirlere emanet ettiğimiz bir diğer konu ise zıplama olayı. Hani aslında ortalama beden kitle endeksini düşündüğümüzde zıplama dememek daha doğru. Olay ayak uçlarını yerden kesmeyip, “bakın topuklarım ne kadar yükselebiliyor” gösterisi. Eğer, tercihen 10 yıl marşı, yada grubun fikir yapısına uygun bir marşı çalarsanız, lider denen adamada el sallatırsanız, Türk halkı otomatik olarak zıplamaya, daha doğrusu topuklarını yerinden kaldırmaya başlıyor. Zaten beynin her türlü lobu kapanıyor bu anda. İşin güzel yanı hareketin bir salınım ile uzun süre korunabilmesi.
İzlenimlerim sonucu karar verdiğim bir diğer olgu ise, ışıklı yanan parlak cisimlerden hoşlandığımız. Hele bir de patlıyorsa değmeyin gitsin. İşte bu noktada havai fişek dediğimiz ürün imdada yetişiyor. Zaten 2010 istanbul kültür başkenti diye boşuna o kadar atmadık havaya. Eğer beklemediği bir anda havai fişek kullanırsanız halkımız çok seviniyor. Hepimizin bilinçaltı bir tanesinin en yükseğe, en yükseğe çıkmasını istiyor. Hatta öyle patlasa ki iki(sayıyla 2) km’den görünse istiyor. Eğer birde küçük patlamalardan sonra bir tane büyük patlatabilirseniz, bir ortak “aaa” ifadesi almanız işten bile değil. Tabi bu ifadeyi “ooo” yapmak yine sizin elinizde.
Dediğim üzere, bu türk halkı bir çok şeyi çoktan otonom sinir sistemine emanet etmiş.
| html, css, jquery, ajax, boru anahtarı, tornavida, yakıt filtresi, gazlı bez, tebeşir, kontrol kalemi, saç fırçası, snorkel, pompa, gitar kılıfı | Merhaba! Ben otobüste, durakta, markette gördüğünüz, kulaklıklı kıvırcık uzun saçlı ama asla dikkat etmediğiniz adam. Burada bir şeyler konuşup oyalanıyorum. Bu arada artık pek kulaklık takmıyorum. |
Keşke bu kadar çok “hani” kullanmasaydın. Eline sağlık.
Okumamda zaman su gibi akıp geçmiş farketmedim bile ”hani”leri