| Hız: |
Yıllar önce bir pazartesi saatler 1 civarında gezinirken doğmuşum. Aslında hikayenin bu kısmı biraz şaibeli. Ne kadar hatırlamaya çalışşsam da başarılı olamadığım için, bana anlatılanlardan yazıyorum burayı. Annemin dediğine göre o haftanın ya ikinci ağır bebeği, yada en ağır bebeği benmişim.
Normal diğer bebekler gibi yürümüşüm konuşmuşum. Hani o zamanlar normalden salak yada normalden zeki olduğuma dair bir kanıt yokmuş. Az çok çocukluğu bilen kişilerin söylediği üzerine kıvırcık saçlarım varmış. Kestirmeye başladıkça düzelmiş. Ama uzayınca yine kıvırcıklaşıyormuş. Bebek arabasını giderken itekler götürür, gelirken biner gelirmişim.
Hayatımda kısmen hatırladığım bir ameliyat sahnesi var (hemşirenin ellerimi bağladığı, sedyeye yatırdıkları, filmlerdeki bayılma sahnesi). Geniz etim varmış o zaman. Ama doktora fazla görünmüş olacak ki bademcikleri de almış benden. O zamandan organ mafyasının eline düşmüşüm.
Hikayenin bundan sonraki kısmını hatırlıyorum. Gerçi hepsi kendi açımdan. Diğer insanların bu konudaki betimlemeleri ne yazık ki yok. Bulursam ekleyeceğim.
İşte yıllarca, dedemin, aldığı kolanın gazını kaçırtıp içirmesi ve anneannemin kuymak yapması ile büyüdüm. Anneannem arada beni parka götürürdü. O zamanlar parkların en havalı oyuncakları salıncaklar. 5000 çocuğa 2 salıncak düşen parkta, salıncağa binmek için oluşan kuyrukları gördüm. Gerçi hiç bir zaman sosyal olmadığımdan ben uzun süre sadece kayacaktan kaydım. Her kaydığımda da sıra bekleyen çocuklara baktım. Herhalde diğer çocuklar da beni garip bulmuş olacak ki, ben kayarken onlar da kaymak için gelmediler. Yani gözüm sürekli salıncakta kimsenin olmamasını beklese de kayacakta hükümdarlığımı ilan etmiştim. Arada anneannemin büyük torpili kullanıp beni “çocuklar bir 5 dakika sallansın” diye sıranın en önüne geçirişini hatırlarım. Ulan ne utanırdım. Sonra evimizdeki parka alışınca bol bol sallandım.
Yaş altı olunca ana sınıfına başladım. Çocuk parkında yaşadığım büyük salıncak sıkıntısı burada da çıktı karşıma. Bir hafta diğer çocuklara karışmayıp, sınıftaki kanepede oturduktan sonra, zamanla öğrendim. Hatırlarım da Gökhan ilk gün hocanın elini ısırıp kanatmıştı. Tabi bir de ana sınıfında gözlük takma sıkıntısı vardı. Birinci dönemin sonuna doğru, ayakkabılarımın çamura battığı bir gündü bu gözlük mevzusu. Ben sınıfa girince, sanki havai fişek atmışım gibi bir aaa sesi yükselmişti. Sanırım hayatımın ikinci depresif zamanıydı. Hele bir de gözlüğüm vardı ki. Yuvarlak, kenarları kırmızı. Hani harry potter’i benden çalmışlar şerefsizim.
Yıllar böyle geçti. 5. sınıfta tüm arkadaşları satıp bilgisayar dersi olan okula geçtim. O zamana kadarda her sınavdan 5 aldım. Don-ateş diye bir oyundan oynadım. Hatta başka bir yerde olup olmadığını bilmediğim, baketbol potasının ayaklarında oynadığımız anlatamayacağım bir ebelemecilik oyunu vardı. Ondan da bol bol oynadım. Genelde Nedim adlı arkadaş vardı yanımda. Maymunca hamleler yapardık oyunda.
Ortaokulla ilgili çok bir şey yok. Sıkıcı bir dönemdi. Pek tanıdık da yok oradan. Sadece üç defa Pınar’ı gördüm. Daha doğrusu üçünde de o beni gördü. Bir Arzu Narin vardı sınıfta. İlk gün narin deyince köpürmüştü hepimize. Sonra sınıfın günah keçisi oldu.
Bu zaman zarfında babam çocuğunla arkadaş olma konularını konuştu bol bol. Valla baba bir gün okursan diye söylüyorum. Tamam arkadaş noktasına geldikte, çok sıkıcı konuşmalardı onlar. Yapmayalım bir daha.
Lise hayatımsa daha ilginçti. Kazandığım anadolu lisesinin hangi semtte olduğunu biliyordum ama o semtin yerini hiç bilmiyordum. Hatta babamın ya şurada bir yerde olacak diye gittiği yer ile okulun alakası bile yoktu. Zaten ne ilginçtir okulun ilk kantincisi ile tanıştım. Sanırım benden iyi müşteri olacağını düşünmüştü. Daha ilk kayıt günü istenen parayı vermedi babam. İyi de etti.
Dört yıl geçip de liseden mezun olma zamanı geldi tabi. Diğerleri gibi ben de öss‘ye çalıştım. Başkalarının bu soru nasıl çözülüyor dediği soruları çok dolaştırıp anlattım. Yada soru yanlış dedim. İnsanlar sinir olduğu halde kalan gün sayısını sonra abartıp kalan saat sayısını anons ettim sınıfta.
Üniversiteyi de kazandım. İlginç deneyimdi. Babalar gibi de okudum. Hani çok bir ortalama yapamadım. Süper zekalı yada süper gerizekalı olduğumu burada da göremedik. Zaten kısa sürede geçti bitti. En son geçtiğini de insanlar bana yıllık yazısı yazınca fark ettim. Bu zaman zarfında c.v. denen insan piyasası belgesinden nefret ettim. Hele hele kısa öz geçmiş lafına uyuz oldum.
Şimdi ise işsizliğe başladım.
| html, css, jquery, ajax, boru anahtarı, tornavida, yakıt filtresi, gazlı bez, tebeşir, kontrol kalemi, saç fırçası, snorkel, pompa, gitar kılıfı | Merhaba! Ben otobüste, durakta, markette gördüğünüz, kulaklıklı kıvırcık uzun saçlı ama asla dikkat etmediğiniz adam. Burada bir şeyler konuşup oyalanıyorum. Bu arada artık pek kulaklık takmıyorum. |
Güzel bir anlatış biçimin var.İşsizlik büyük sorun bende nasibimi alacağım
Yazı beni çocukluğuma götürdü ama nedense pek hatırlamak istemiyorum belkide hatırlamaya değecek anılarım olmadığındandır.
harika bir yorumdu,bir solukta okuduğum farklı anlatım…
Hacı iyi yapmışın haa
) kıl olduğum bi ik cıya dedim ki : ben aslında kendi şirketimi kuruyorum da sizde iyi elemanlar varsa onlarla tanışıcam . Ondan sonrada başkasına para kazandırsam ..yım dedim.
bide ik cıların o saçma sapık soruları yok mu ? Neden bizi seçtiniz falan filan.