<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Canosayan</title>
	<atom:link href="http://www.canosayan.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.canosayan.com</link>
	<description>bir mükemmelin hikayesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Jan 2012 16:19:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de İnternet Sitesi Yapmak</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2012/01/turkiyede-internet-sitesi-yapmak/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2012/01/turkiyede-internet-sitesi-yapmak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 16:16:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[blog]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[başbakanlık]]></category>
		<category><![CDATA[cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[obama]]></category>
		<category><![CDATA[site]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=550</guid>
		<description><![CDATA[b,strong{ font-weight:bold; } em{ font-style:italic; } Açıkçası internet Türkiye&#8217;ye şu zamanda geldi diyecek kadar yaşlı değilim. Ama çevirmeli modemlerin güzel iç açıcı seslerini de hatırlıyorum. Hatta evde bir yede 56K Fax/modem bile var. Tabi internet o zamandan bu zaman kadar çok değişti. İlk adsl bağlantım 256 kbps idi. Şimdi 20 mbps superonline fiber optiğim var. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<style type="text/css">
b,strong{
font-weight:bold;
}
em{
font-style:italic;
}
</style>
<p>Açıkçası internet Türkiye&#8217;ye şu zamanda geldi diyecek kadar yaşlı değilim. Ama <strong>çevirmeli</strong> modemlerin güzel iç açıcı seslerini de hatırlıyorum. Hatta evde bir yede 56K Fax/modem bile var. Tabi internet o zamandan bu zaman kadar çok değişti. İlk adsl bağlantım 256 kbps idi. Şimdi 20 mbps <strong>superonline</strong> fiber optiğim var. Evet reklamı da böyle yaparım.</p>
<p>Malum uzun zamandır internete giriyor çıkıyorum. Şu an saymayacağım kadar mail adresim var. Sadece birini aktif kullanıyorum. Fakat geldiğimiz noktada geriye bakınca hala gülüyorum.</p>
<p>Siyasi liderlerimizin <strong>twitler</strong> attığı, daha doğrusu 3 paragraflık mesajları ile twitter&#8217;a tecavüz ettiği, <strong>cumhurbaşkanının beni twitterdan blokladığı</strong> bir çağdayız. Nenemle bile 3G sayesinde görüntülü konuştuk. Kardeşime <em><strong>aa telefonda abin var. şu köşedeki de benim dedi.</strong></em> Gerçi sadece 20 adım mesafe vardı aramızda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neyse uzun bir internet girizgahı ile hepinizi sıktıktan sonra asıl meseleye geleyim. Çok şeyimiz oldu. Ama bizim devlet internet konusunda hala bürokrasiden çıkamadı. Piyasada bu işi yapabilen yüzlerce eleman varken devlet siteleri hala <strong>90&#8242;lı yıllarda çocuk olmanın neşesini</strong> taşıyor. Tabi çok kötü durumda değil hepsi. Mesela bu satırları yazarken genelkurmay&#8217;ın sitesinden <em>askeri marş</em> dinliyorum. Her ne kadar kontrol bende olmasa da <em>loop</em> özelliği bile var. Zaten artık geceleri fişide çekmiyorlar.</p>
<p>İşte Gazi üniversitesinin kendi alan adı ile yaptığı <a href="http://basvuru.gazi.edu.tr/">halkbank başuvuru sayfası</a>na bakarken aklıma geldi her şey. Hani neresinden anlatsam bilemedim. Svn mi desem, git mi desem bilemedim. Kim ne kod eklemiş görmek mümkün. Hepsi supersonic <strong>&#8220;İbrahim Ekledi&#8221;</strong> temalı html yorumları sayesinde. İşin diğer güzel yanı ise şüphesiz başlık bilgisinde:<strong>&#8220;..:: Halk Bankası ::.. Sınav Başvuru Sistemi&#8221;</strong></p>
<p>İster inanın ister inanmayın. <strong>&#8220;..:: başlık buraya gelecek ::..&#8221;</strong> formatında bir başlık görünce içim rahatlıyor. O zaman biliyorum ki kesin bir devlet sitesine girdim. Bilgilerimi çalmaya çalışan bir site değil. Çıplak resmimi bile yüklerim.</p>
<p>Tabi devlet interneti sadece bu kadarla değil. Hepsi birbirinden eğlenceli bir sürü sitesi var devletimizin. Gazi&#8217;deki başlığı görünce hemen <strong>başbakanlığa</strong> koştum. Tabi devletin kademeleri birbirinden farklı. Sonuçta başbakanlık ile gazi aynı olacak değil. Başbakanlık bambaşka. Tüm ihtişamını başlık gösterdi hemen: <strong>&#8221; &#8230;:::&lt;&lt;&lt; | BAŞBAKANLIK ANA SAYFA |&gt;&gt;&gt;:::&#8230;&#8221;</strong>. Her ne kadar sağdaki boşluk karakteri ile büyüktür arasındaki bir karakterlik boşluk atlanmış olsa da kurumun tüm ihtişamını gösteriyor. Tabi hemen durmadım ve <a href="http://www.basbakanlik.gov.tr/Forms/pNews.aspx?NewsType=5">http://www.basbakanlik.gov.tr/Forms/pNews.aspx?NewsType=5</a> gibi ilk elime gelen linke tıkladım. Süper bir sayfa geldi. En güzel yanı ise şüphesiz 118. satırdan başlayıp 311. satırda biten yorum satırları. Allah&#8217;ım sana geliyorum diye bağırmama az kalmıştı. Ama 4176 satırlık kaynak kodun yarısının yorumda olması heyacanımı aldı. En güzel yanı da istatistiklerin zırt pırt kapattığımız <strong>google&#8217;ın analytics&#8217;i</strong> olması sanırım.</p>
<p>Sonra girmişken biraz bakınayım dedim. Baktım arama kısmı var. Hemen &#8220;can&#8221; yazıp aradım. Evet googleda da arıyorum adımı. O da ne. <strong><span style="text-decoration: underline;">“Uluslararası sorunlara ilişkin ortak görüşlere sahibiz” </span></strong>  konulu bir yazıda benden bahsetmiş devletimiz. sonra dur &#8220;ahmet&#8221; yazıp bakayım dedim. Yine aynı yazı. Bir de ara tuşu gözükmüyor ortalıkta. Ben de kelimeyi yazıp enter&#8217;a basıyorum. Herhalde bir hata var dedim. Hem can hem ahmet ne geçsin aynı konuda. Hem sistemi, hem başbakanlığı denemek için şu yasaklı kelimelere baktım. <strong>Etek</strong> yazıyorum aynı yazı. <strong>Baldız</strong> yazıyorum aynı yazı. En son <strong>haydar</strong> yazdım enterladım. O da aynı yazı. Ne ortak görüşmüş arkadaş. Meğerse sonra fark ettim. Arama kutusunun solundaki arama yazısına tıklamak gerekiyormuş. Ne bileyim ben. Her yerde pointer görünümünde fare işaretçisi olunca fark etmek zor olmuş. O değil hala enter&#8217;a basınca neden görüşleri görüyorum emin değilim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devleti ziyaret etmeye başlamışken, <strong>cumhurbaşkanlığına</strong> uğramadan olmazdı. Oraya da gittim. Başlıkta <strong>&#8220;T.C. CUMHURBAŞKANLIĞI :&#8221;</strong> yazınca biraz garip geldi açıkçası. O iki nokta da neyin nesi diye düşünüyor insan tabi. Valla başbakanlıktan sonra çok güzel geldi. Gerçi ilk girdiğimde emin olamadım. Ama herhalde gov.tr adresinide kaptırmazlar dedim. Hemen aramayı görünce haydar diye aradım. Sonuçlar çıktı ama bakmadım. Alt kısımdaki <strong>Atatürk Özel</strong> kısmı ilgimi çekti. Ama ingilizcesinde neden özel yok onu kavrayamasam da üzerinde durmadım.</p>
<p>Yine google analytics vardı sitede. Sanırım başbakanlıkla ters düşmüş olacaklar ki kaynak kodun üst kısmına koymuşlardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra dedim. 3 büyükleri gezmeden olmaz. Bir de genelkurmaya uğrayayım. Sola dayalı düzen oldukça dikkat çekici geldi bana. İlkokul defterlerimi hatırladım. Hani sola çizgi çekilir falan. Hemen başlığa baktım. <strong>&#8220;Genelkurmay Başkanlığı Resmi Kurumsal İnternet Sitesidir &#8211; Anasayfa &#8211; Turkish General Staff Official Web Site &#8211; Main Page&#8221;. </strong>Her şeyden önce kurallı cümle. O değilde <strong>tsk.tr</strong> adresi nereden çıktı anlamadım. Hani mil belki amerikan gelmiş olabilir de gov fena olmazdı diye düşündüm. Tam görünümünde pek hoş olmadığını düşünecektim ki uyarıyı okudum:<strong> &#8220;Internet Explorer 6.0 ve Üzeri Web Tarayıcıları ile 1024 x 768 Çözünürlük ve Gerçek Renk Ekran Özellikleri Tavsiye Edilmektedir. &#8220;</strong> Sonra anladım. Bir kere internet explorer yok bilgisayarımda. 6 sürümünü kullanmayı 10 sene önce bıraktım. ekran çözünürlüğüm 1920*1080.  Neyseki ekranımın sitesin de &#8220;LED technology ensures natural colors&#8221; diyor. O zaman anladım ki sitenin gereklerine uymuyorum ben. Fakat copyright bilgisini taşıyan metanın 2007-2008 olması ilgimi çekti. Hani sanırım bir süredir ordu sitenin kendisinin olmadığını düşünmüş olacak ki düzenlemeyi bırakmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte bir, iki saati böyle harcadıktan sonra şöyle bir kendime bakıp düşündüm. Belki ben mükemmel kodlar yazmayı bilmiyorum. Belki bu blogda zilyon tane hata var. Hani biliyorum bir yerlerde bulacaksınız. Ama koskaca <strong>başbakanlığın site araması</strong> dünya standartlarının 10 yıl gerisinde olmamalı gibi geliyor. Uluslar arası sorunlara ilişkin ortak görüşlere sahip olmamız bazı açılardan tabi iyi de dünyanın <strong>baldız</strong> sorunları bizimkiyle karışmasın diye düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>En son da <strong>Obama&#8217;ya</strong> bakayım dedim. <a href="http://www.whitehouse.gov/">http://www.whitehouse.gov/</a> adresine girdim. Obama&#8217;nın beni mail listesine davet ettiği bir sayfa karşıladı beni. Sonra baktım <a href="http://www.whitehouse.gov/blog">beyaz sarayın blog</a>&#8216;u var. Her ne kadar alt kısım bizim cumhurbaşkanlığı sitesine benzese de fena olmamış. Başlık olarakta <strong>&#8220;The White House&#8221;</strong> yazmış geçmişler. İnsan biraz kenar süsü yapar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu arada not: bu ara pek yazmıyordum. işte canım falan istemiyordu. işsizdim. bir de canosayan.com artık çocuk filtresinde gözükmüyor. genç beyinleri zehirleyemedikten sonra yazmanın ne önemi var.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2012/01/turkiyede-internet-sitesi-yapmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ofisin Kralı Olun</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2011/10/ofisin-krali-olun/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2011/10/ofisin-krali-olun/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2011 20:59:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iş]]></category>
		<category><![CDATA[dedikodu]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kral]]></category>
		<category><![CDATA[lost]]></category>
		<category><![CDATA[ofis]]></category>
		<category><![CDATA[ofis hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=538</guid>
		<description><![CDATA[em, em strong{ font-style:italic; } strong{ font-weight:bold; font-style:italic; } Malum artık hepimiz fabrikalarda mal üretmiyoruz. Artık bir çoğumuz daha havalı. Yaşasın hizmet sektörü. Lüks masamız ve yüksekliği sağ alt tarafındaki kol ile ayarlanan sandalyelerimiz var. Her daim sıcak çay yapan çay makineleri ise hepimizin gönlünde özel bir yere sahip. Ayrıca ofislerimizin yeri de güzel. Artık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<style>
<p>em, em strong{
font-style:italic;
}
strong{
font-weight:bold;
font-style:italic;
}
</style>
<p>Malum artık hepimiz fabrikalarda <strong>mal</strong> üretmiyoruz. Artık bir çoğumuz daha havalı. Yaşasın hizmet sektörü. Lüks masamız ve <em>yüksekliği sağ alt tarafındaki kol ile ayarlanan sandalyelerimiz</em> var. Her daim sıcak çay yapan çay makineleri ise hepimizin gönlünde özel bir yere sahip.</p>
<p>Ayrıca ofislerimizin yeri de güzel. Artık tamamen can kaplı, sıcağı ve soğuğu doğrudan ileten cam binalardayız. Plazalar, kuleler derken egomuz ile birlikte yükselen <strong><em>başka organlarımız</em></strong> var. Artık 15 kişilik asansörler bile ufak gelmekte insana. Tabi tek değişen yerden yükseklik ve anca klimalar sustuğunda fark ettiğimz gürültü değil hayatımızda. Artık üretim bantlarından uzakta ofislerde şık kıyafetlerimizle çalışıyoruz. Dahili telefonlarımız ve # tuşuna basarak yönelendirme yaptığımız santraller hayatı çok değiştirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte bu bol zımbırtılı hayat arasında ofis bize bazı farklılıkları da getiriyor. Düne kadar <em><strong>usta başına olan kıdem yakınlığı ile ölçülen iş hayatımız</strong></em>da artık çok başka etmenler var. Örneğin yazın cam kenarında oturan zavallı çalışan. Ya da sallanan masa da oturan yeni iş başı yapan delikanlı. Ofis hayatı hepimize farklı görevler ve yükümlülükler yüklüyor. İşte bir <em><strong>iş otoritesiymişçesine</strong></em> bu konuda da fikir belirteyim istedim ben.  Sonuçta şunun şurasında 1,5 yıllık mezunum. Az mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi ofis ortamları aslında yaşayan organizmalar. Zaten yaşamayan organizma ne işe yarar benimde bir fikrim yok. Ofisin içinde çalışanlar olarak <strong><em>daha uygar(!) insanlar</em></strong> olarak usta başına yakınlıktan önemli derecelerimiz yok. <em><strong>Mete&#8217;den kalma 10&#8242;luk sistem</strong></em> tadında, ekip, şef, amirlere bölündük. Hatta artık<strong> çırak değil stajyer</strong> diyoruz yeni yetmelere. İşte hal böyle olunca ofis hayatı dediğimiz şey büyük parlak bir satranç tahtasına benziyor. Her şey strateji ve kişisel bağlar. İşte ben de aşağıda nasıl ofisin yıldızı olursunuz ona değinmek istedim.</p>
<p>Şimdi ofisin bir satranç tahtası olduğunu düşündük. İşte her taşın kontrol ettiği kare hesabı. İlk olarak size ofiste <strong><em>güçlü bir masa</em></strong> lazım. Şöyle bir masa lazım: Her şeyden önce olayların göbeğine yakın olmalı. Uzak mesafeleri duymak için kulak kesilmek gerekmemeli. Tabi olayın göbeği demek ortada olmak demek değil. Masa seçiyorsanız şunu akıldan çıkarmamak gerekir. Bir şey taşınacağında insanların ilk göreceği kişi olmayacak kadar da kuytu yerde olmalı insan. Mümkünse sırtını duvara vermeli. Garip çin inanışlarından değil. <strong><em>Oturma organının</em></strong> seyirden uzak kalması için.</p>
<p>Masa işini hallettiysek bir sonraki adım çevredeki eş dereceli insanlar. Mesela sürekli <strong><em>yeni aldığı spor ayakkabılarını gıcırdatan</em></strong> bir yan komşu ölüm olabilir. Yada kafvesini höpürdeten. Eğer ofisin kıralı olacaksak çevremize dikkat etmek gerekir. Aynı şah misali <em><strong>piyonları öne sürebilmeli</strong></em> insan. Gerektiğinde rok&#8217; ta yapabilmeli. Ayrınca güçlü bir kırtasiye ağı içinde önemli komşu masalar.</p>
<p>Oturduğumuz yer yeterince stratejik olursa diğer aşamalara geçmek çocuk oyuncağı. Her şeyden önce ofisin sosyal insanı olmak gerekir. Tabi eğer ertesi kasım sabahı büyük siyah güneş gözlükleriniz <strong><em>göz altı torbalarınızı</em></strong> saklıyorsa sosyal kısmınız çok yanlış olmuş olabilir. İlk olarak sosyal medyaya hakim olmanız gerekir krallık için. O yüzden hemen diğer çalışanlardan bir fazla sosyal medya mecrası takip edin. Artık hepimizin facebook&#8217;u'var. Sakın bende yok havası yapmayın. Bir kral <em><strong>dedikodu akışını</strong></em> kontrol edebilmelidir. İşteki ikinci gününüz bu nedenle tüm ofisi sosyal medyada arkadaş eklemek olmalı. Bu sizi olayların içinde tutar. Ayrıca diğer arkadaşlarınızı sosyal medyadan takip etmek <em><strong>aha iş yapmadığını biliyorum</strong></em> mesajı için çok faydalıdır. Ayrıca muhasebedeki kızın mayolu fotoğraflarına ulaşmanızı, ofiste kendinizi siyasi olarak konumlamanızı kolaylaştırır.</p>
<p>Bir konuda geek olun. Ama sakın funboy olmayın. Funboylar sıkıcıdır. Kimsenin bilmediği yabancı dizileri izleyin. <em><strong>Herkes lost&#8217;u izledi.</strong></em> Siz bilim kurgu izleyin. Bir kaç kitap bilin. En havalı kitap &#8220;zamanın kısa tarihi&#8221; dir. Daha kısa sürümü de mevcut. En azından birini okuyun. Bu sizi diğerlerinin anlamadığı konuda konuşma şansı verecektir. Başkaları size kulak kabartacaktır böylece. O arada gerekli fikirleri aşılayabilirsiniz. <strong><em>Bir kral halkı yönetebilmelidir.</em></strong>  Bu arada önemli bir ayrıntı altyazı hoş değil. Düşük çözünürlük ise çoktan out. Ayrıca<strong> nikon&#8217;da canon&#8217;da</strong> boyna takınca aynı havayı veriyor.</p>
<p>İnternet kullanımı ofislerde çok önemli. <em><strong>CC ve BCC</strong></em> mutlaka önemli. Kral halktan cahil olmamalı. Soru sormaya çekinmemek, işçi sınıfının işidir. Eğer amacınız ofisin kralı olmaksa, kendinizi vikipedia&#8217;dan yarım yamalak bilgilerle donatn. Bilmediğiniz özelliklere <em><strong>bilmiyorum değil kullanmıyorum</strong></em> deyin. Torrent kullanmayı öğrenin. Dizi ve film sitelerinden havalıdır. Ofisin internet bağlantısını daha kontrollü <em><strong>sömürmeniz</strong></em> mümkündür.</p>
<p>Unutulmaması gereken bir diğer önemli adım ise şüphesiz <strong>kralın takip edilirliği</strong>. Herkesin bildiği basit şarkılar öğrenin ve söyleyin. Zaten o insanların aklına takılacaktır. Ama ilk söyleyen olmak sizi takip edilen yapar.<em><strong> Okuyom ben ya</strong></em> gibi cümleleri öğrenin. Ama saklayıp tam yerinde kullanın. İnsanlar hatırladıkça gülsün. Sizi komik sansınlar. Eğer<em><strong> türk dizisi tadında ki kendi repliklerinizi</strong></em> diğer insanlara söyletebiliyorsanız kral olmaya çok yaklaştınız demektir.</p>
<p>Sosyal ağlar her şeydir. Zaten daha önce facebooktan resimlerine baktığınız <em><strong>muhasebedeki kız</strong></em> ile tanışın. Farklı depertmanlara ulaşmak, krallığı güçlü kılar. Sınırları en geniş noktaya getirmek temel amaç olmalı.  En kötü durumda kaçacağınız bir yönetim birimi olur. Kişilerin adamı olun, kişiler adamınız olsun. <em><strong>Mutfaktan birilerini tanımak</strong></em>, soğuk kış akşamlarında iç ısıtabilir. Ayrıca büyük ofislerde krallara yakışır saklanma yeridir mutfak. Bir diğer konu ise kişilerin özel sorunlarını bilmektir. Konuşmaya teşvik etmek güçlü bir meziyettir. Sırları bilmek krallıktan önemli adımdır.Tabi ki en iyi açılış cümlesi açık ara <em><strong>&#8220;anlatmak zorunda değilsin&#8221;</strong></em>&#8216;dir.</p>
<p>Ofisi, stratejik, psikolojik olarak feth ettiyseniz ve muhasebedeki kız ile yakın arkadaşlık kurduysanız artık <em><strong>neredeyse</strong></em> bir kral oldunuz demektir. Yeterli gücü arkanıza aldıktan sonra üstünüze karşı yapacağınız başarılı bir darbe size çok şey kazandırabilir. <em><strong>Veziri almak dengeleri değiştirir</strong></em>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet her ne kadar havalı giriş kartlarımız ve güzel kabartmalı diplomalarımız olsa da, ofis yaşamı sadece bir satranç tahtasıdır. Ya da koca bir orman. Bir kaç hamle ile ofisin kralı olabilirsiniz. Tabi <em><strong>mevcut kralı devirebilirseniz</strong></em>.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2011/10/ofisin-krali-olun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İş Görüşmesinin Öteki Ucu</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2011/09/is-gorusmesinin-oteki-ucu/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2011/09/is-gorusmesinin-oteki-ucu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Sep 2011 13:21:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iş]]></category>
		<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<category><![CDATA[c.v.]]></category>
		<category><![CDATA[iş başvurusu]]></category>
		<category><![CDATA[iş görüşmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=534</guid>
		<description><![CDATA[Bu güne kadar iş konulu bir kaç yazı yazdım. c.v. gitsin başvuru formu gelsin dedim birinde. Hala destekliyorum. Bir diğerinde ise iş başvurusunun yollarını anlattım. Bir kaç görüşmelik yaşantımda, hep başvuran oldum, bir kerede bir tane soru sordum. Fakat sanki diğer tarafa da önerilerde bulunmak gerekli. Yakın zamanda bir iş görüşmesine giden kişi olunca dur ben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu güne kadar iş konulu bir kaç yazı yazdım. <a href="http://www.canosayan.com/2009/09/c-v-gitsin-basvuru-formu-gelsin/">c.v. gitsin başvuru formu gelsin</a> dedim birinde. Hala destekliyorum. Bir diğerinde ise<a href="http://www.canosayan.com/2010/10/mukemmel-is-basvurusu/"> iş başvurusunun yollarını</a> anlattım. Bir kaç görüşmelik yaşantımda, hep <strong>başvuran</strong> oldum, bir kerede <em>bir tane soru</em> sordum. Fakat sanki diğer tarafa da önerilerde bulunmak gerekli. Yakın zamanda bir iş görüşmesine giden kişi olunca dur ben bunları bir yere not edeyim dedim yine.</p>
<p>Şimdi her zamanki gibi <strong>üzerime vazife olmakla yakından uzaktan alakası olmayan</strong> konularda konuşup, fikir üreteceğim. Neyse ki okuyan varsa alışmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi görüşmeci şunu unutmamalı bence. İkimiz de <em>insanız</em>. Masanın ne tarafında oturduğumuz sadece an meselesi. Hani <strong>görüşmeci egosu</strong> bir yere kadar. Ona bakarsak belki aynı otobüste ben otururken sen ayakta gideceksin. Ben uyuyor numarası yapacağım, sen sinirleneceksin falan. O yüzden görüşmeci sabah evden getirip, akşam eve götüreceği egosunu bir kenara bırakmalı. Hatta bence sadece <strong>evde</strong> oynasın.</p>
<p>Aslında yazarken bir sırada gitsek iyi olacak.</p>
<p>1. Ben görüşmeye gelirken, varsa internet sitenizi oldukça ayrıntılı inceliyorum. Kelime ve kodlama <strong>yanlışlarınıza</strong> bakıyor, <em>google</em> sonuçlarınızı inceliyorum. Hatta kaynak kodlarınızı bile okuyorum. Neden derseniz kim olduğunuz benim için önemli. Dahası hatalarınızı not ediyorum. Mesela ilk işimin sitesindeki hatalar hala aklımda. Zaten yanılmıyorsam sonrada hataları da söylemiştim. İşte sizde bir zahmet o uğruna <strong>c.v.</strong> diye yanıp tutuştuğunuz, topu topu iki sayfa belgeyi biraz okuyun. Hatta  şöyle bir tablo yapın.</p>
<p>2. Her ne kadar <em>çevremdeki insanlar</em> çok önemli değil dese de bir zahmet verdiğiniz saatte görüşmeyi yapın. En azından verdiğiniz saatte orada olun. Eğer görüşmeye 20 dakika geç kalıyorsanız, ben 20 dakika <strong>geç kaldığımda</strong> yapacaklarınızı düşünün. Hani o bahsettiğimiz egonuz var ya. Onun arkasına sığınmak size fayda sağlamayacak. Arkanızdan küfür edeceğim. Hatta edeceğiz. Hatta ve hatta <strong>ettik</strong>.</p>
<p>3. Sizin bile büyük ihtimal kira ile oturduğunuz <strong>ufak</strong> ofisinizin yerini bilmiyor olabiliriz. Ufak bir adres bilgisi güzel olabilir. Hadi onu geçtim, eğer size yazılı bir başvuru yaptıysam sizde yazılı bir geri dönüşte bulunun. Hadi sesimi duymak istediniz, yine de yazılı olarakta dönün. Bir de geri dönüş saatinizi mantıklı zamanlarda tutun. <strong>21.35&#8242;</strong>te arayıp, açılmayan telefona ertesi gün size ulaşamadık diye çıkışmayın. Mesai saatleri dahilinde görüşelim. Ben gece 4 te sizi arayıp <strong>ne oldu bizim iş</strong> demiyorum.</p>
<p>4. Yapılan şey iş görüşmesi. İş sorgulaması değil. Karşılıklılık ilkesi var. Size uygun saatin bize uymayabileceğini <strong>düşünecek</strong> kadar mantıklı olun. Akşam 5 ten sonra 90 dakikalık yola çağırmanın manası yok. Dahası <em>emir kulu falan</em> değiliz. Pazar günü görüşmek için iyi bir gün değil.</p>
<p>5. Çok rica edeceğim bir zahmet isim hatırlayın. 3 kere sorup, <em>papağan</em> gibi tekrarlatıp yine de anlamıyorsanız kendinizi zorlamayın. Zaten o noktadan sonra ofisinizdeki <strong>faks makinesi</strong> ile görüşmek bile daha zevkli olacaktır. Bu arada kendinizi daha ayrıntılı tanıtmanız iyi olacaktır gibi. <em>Çaycı</em> mısınız yoksa <em>sekreter</em> mi?</p>
<p>6. <strong>Yalan ağızla</strong> içecek teklif etmesenizde olur. Rol yapamıyorsanız yapmayın. Zaten çay delisi değiliz. Olsak bile saygı, sevgi falan var. Semaver ile falan istemeyeceğiz.</p>
<p>7. En önemli maddelerden. Lütfen işi tanıtın. En önemlisi görüşme yaptığınız <strong>konuyu bilin</strong>. Size codeigniter ile çalıştım diyorsam geri dönüp bildiğim framework&#8217;ü sormayın. Codeigniter zaten framework. Bir de framework falan diyorsam nesne tabanlı programlama biliyor musunuz demeyin. <strong>Komik oluyorsunuz</strong>. Ayıp olacak diye gülemiyoruz da. Sıkıntı yaratmanın manası yok. Komik olacağınıza bir bilenle görüştürün.</p>
<p>8. Bir zahmet ortalığa biraz düzen verin biz gelmeden. Tamam bende dağınığım da, masanızda <strong>dünden yediklerinizi ve içtiklerinizi</strong> görmek pek hoş değil. Hele önümüzde duran sehpanın üzerinde duran çöpler hepten dikkat dağıtıcı.</p>
<p>9. Utangaç olmanıza gerek yok. Tamam ben de <strong>gözlerinizin rengini merak etmiyorum</strong> ama en azından oturduğumuz tarafa bakın.</p>
<p>10. İş görüşmesini sadece siz bizim boyumuzu, tenimizin rengini beğenin diye yapmıyoruz. Öyle olsa c.v. ye <strong>mayolu fotoğraf</strong> eklerdik. Yine hatılatacağım görüşme yapıyoruz. Önemli ayrıntıları ben sormadan siz cevaplayın. Hani son anda yemek dahil değil demeniz iyi bir intiba oluşturmuyor. Tam aksine <em>reklamın altındaki ufak yazıların tadında</em> güven kırıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bütün bu maddelerin üzerinden geçerseniz bence daha manalı iş görüşmeleri yapabiliriz. Hem siz ertesi günü arayıp <em>yeni soru sorup komik durumda kalmazsınız</em>, hemde ben <strong>çalışmamız verimli olmayacak</strong> dediğimde bozulup telefonu kapatmazsınız. Unutmayın ki biz görüşme için hazırlık yapıyoruz. Sizin yataktan çıkmış rahatlıkta olmanıza gerek yok.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2011/09/is-gorusmesinin-oteki-ucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>yapılacaklar listesi</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2011/06/yapilacaklar-listesi/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2011/06/yapilacaklar-listesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jun 2011 19:32:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[farkettim]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[hobi]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[iş]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[to do list]]></category>
		<category><![CDATA[yapılacaklar listesi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman yönetimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=526</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir yoğun çalışma temposu ve aklıma sadece otobüste fikir gelmesi nedeniyle yazı yazamıyorum. Sanırım tez zamanda bir tablet falan alıp otobüste yazmaya başlamalıyım. Zaten bir çok zaman otobüsler konuların asıl kaynağı oluyor. Mesela bu gün fark ettim ki otobüsün ön tarafındakiler hep arka tarafın hiç ilerlemediğinden şikayetçi. Yani kabataslak bakarsak arka tarafa ilerlemeyi sevmeyen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir yoğun çalışma temposu ve aklıma sadece otobüste fikir gelmesi nedeniyle yazı yazamıyorum. Sanırım tez zamanda bir <strong>tablet</strong> falan alıp otobüste yazmaya başlamalıyım. Zaten bir çok zaman otobüsler konuların asıl kaynağı oluyor. Mesela bu gün fark ettim ki otobüsün ön tarafındakiler hep arka tarafın hiç ilerlemediğinden şikayetçi. Yani kabataslak bakarsak <strong>arka tarafa ilerlemeyi sevmeyen yolcular hep arka tarafta</strong> gidiyor. Kafa karıştırıcı değil mi? Bir amerikan değimiyle <em>never mind</em>.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bütün bu iş yükü, uzun yol saatleri sonrasında hayatın yaşamak için çok kısa olduğuna karar kıldım. Hani kimse yanlış anlamasın. <strong>154</strong> yaşına kadar yaşamak istiyor değilim. Sadece bir şeyler yapabileceğim çağ çok kısa. Hatta epey kısa.</p>
<p>Bütün bu karmaşanın içerisinde başlayıp sonunu getiremediğim <strong>zilyon</strong> şey var.  Bütün bu bunalımın falan içinde en iyisi yapmak istediklerimin bir listesini çıkartayım dedim.  Hani <strong>standart amerikan esprisi.</strong> bilmem kaç yaşıma kadar yapacaklarım. Hani şu liste yapıp sonra<del> üstünü çizdiklerinden.</del></p>
<p>Bu arada fark edeceğiniz üzere biraz <strong>amerikan zibidisi</strong> olmuşum ben.  Bu ara papatyam ve akasya durağı yok. Ona veriyorum bu değişimi de.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öncelikle şöyle bir düşündüm. Malum otobüs uzun. Şehirde bakacak yer yok. Zaten <strong>4</strong> kişiyle temas halinde gidiyoruz otobüste. Şöyle bir grupladım. Yok insanları değil, yapmam gerekenleri. Zaten insanlar tek grup. Bana<em> temas etmelerinden nefret etmeme rağmen </em>mecbur kaldığım insanlar hepsi.</p>
<p>İlk önce gördüm ki <strong>öğrenmek istediğim</strong> çok fazla şey var. Bunlardan bir çoğunu en derin noktasına bilmek istiyorum. Bir kısmı fikrim olsun yeter tadında. Bir kısmında ise uzmanlık hedefliyorum.</p>
<p>Bir diğer kısım ise hayyatta <strong>altına imza atmak</strong> istediğim şeyler. Hani bunu yaptım demem gerekenler. Üzgünüm ama bunlarda çok fazlalarç</p>
<p>Tabi bu kadarla kalsa. İşin bir de <strong>hobi</strong> kısmı var. Hani sadece <strong>c.v. üzerinde kalabalık </strong>yapsın diye olmayan şeyler.</p>
<p>Şimdi sıra ile bakalım:</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><em>Öğrenilmesi gerekenler</em></span></p>
<ul>
<li>Genel Görelilik Kuramı (derinlemesine)<em><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></em></li>
<li>Atom Altı Parçacıklar (derinlemesine)</li>
<li>Ekonomik Sistemler (uzmanlık)</li>
<li>Yapay Zeka Sistemler (uzmanlık)</li>
<li>İnsan Psikolojisi (derinlemesine)</li>
<li>Sistem ve Veritabanı Programcılığı (Uzmanlık)</li>
<li>Sistem Analizi (uzmanlık)</li>
<li>Proje Yönetimi (uzmanlık)</li>
<li>Siyaset (derinlemesine)</li>
<li>PHP (uzmanlık)</li>
<li>Google Api (uzmanlık)</li>
<li>Facebook Api (derinlemesine)</li>
<li>Web servisleri (derinlemesine)</li>
<li>Javascript (derinlemesine)</li>
<li>3D Modelleme (orta karar)</li>
<li>Benzetim (derinlemesine)</li>
<li>Oyun Teorisi (orta karar)</li>
<li>Ağ Sistemleri (orta karar)</li>
<li>Python programlama dili (derinlemesine)</li>
<li>Linux sistem Yöneticiliği (uzmanlık)</li>
</ul>
<p><span style="text-decoration: underline;"><em>Kısa Zamanda Yapmak İstediklerim</em></span></p>
<ul>
<li>Galeri uygulaması</li>
<li>Mikro Blog</li>
<li>İnteraktif C.V.</li>
<li>Kişisel içerik yönetim sistemi</li>
<li>Facebook uygulamaları</li>
<li>Php ile endüstri mühendisliği uygulamarı</li>
<li>Python tabanlı uygulamalar</li>
<li>Video C.V.</li>
</ul>
<p><span style="text-decoration: underline;"><em>Hobiler</em></span></p>
<ul>
<li>Bir çok filmi izlemek</li>
<li>Bir çok filmi tekrar izlemek</li>
<li>Bir çok dizi</li>
<li>Okunması gereken kitaplar</li>
<li>Tekrar okunması gereken kitaplar</li>
<li>Müzik arşivlerinin düzenlenmesi</li>
<li>Fotograf koleksiyonu (bkz: <a href="http://www.facebook.com/media/set/?set=a.123289863094.100409.734288094&amp;l=667aa95798">elimde kamera gezerken bunların fotoğrafını çektim ben</a>)</li>
<li>Amatör fotoğrafçılık</li>
<li>Amatör panoromik fotoğrafçılık</li>
<li>bir kaç internet projesi</li>
<li>Tekrar gitar çalmak</li>
<li>Bir kısa film çekmek</li>
<li>3. üniversite</li>
</ul>
<p>Listeden anlaşılacağı üzre çok şey var planladığım. Ayrıca listeye bakıyorum da, bu yazıyı daha fazla uzatacak pek vaktim yok.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2011/06/yapilacaklar-listesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Apaçiliğin dünü, bugünü ve korkarım ki yarını</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2011/03/apaciligin-dunu-bugunu-ve-korkarim-ki-yarini/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2011/03/apaciligin-dunu-bugunu-ve-korkarim-ki-yarini/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Mar 2011 23:02:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ordan burdan]]></category>
		<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<category><![CDATA[apaçi]]></category>
		<category><![CDATA[bugün]]></category>
		<category><![CDATA[dün]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yarın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=516</guid>
		<description><![CDATA[İlk olarak ne zaman piyasaya düştü bu gençler emin değilim. Ama herkesin bildiğine hiç şüphem yok. Onlar kendilerine ne diyor bilmiyorum, ama genel kanı apaçi. Garip giyim tarzları , saç şekilleri, dansları ile tanıdık onları. Tabi kalkıp size yok şöyle giyinirler böyle oynarlar anlatmayacağım. Zaten içimizde onlar. Belki sen ben o (ben değil)(sanırım)(korktum bir an). [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk olarak ne zaman piyasaya düştü bu gençler emin değilim. Ama herkesin bildiğine hiç şüphem yok. Onlar kendilerine ne diyor bilmiyorum, ama genel kanı apaçi. Garip giyim tarzları , saç şekilleri, dansları ile tanıdık onları. Tabi kalkıp size yok şöyle giyinirler böyle oynarlar anlatmayacağım. Zaten içimizde onlar. Belki sen ben o<strong> (ben değil)(sanırım)(korktum bir an)</strong>.</p>
<p>Benim ilgimi çeken nokta bu işin nereye varacağı. Eğer olacaksa yarın ne olacağı.</p>
<p>Şimdi bir durum değerlendirmesi ile başlayalım. Bu apaçi dediğimiz insanların yaş grubu <strong>19-25</strong> yaş arası. Gerçi evlendirme programlarında sonradan dönüşmüş büyük modellerini de görebiliyoruz. Orası gerçek. Genel olarak <strong>ortalama eğitim</strong> grubundalar. Daha profesör apaçi görmedik. Benzer bir gelir grubundalar. Şahin seviyorlar. Üst geçit kullanacak kadar bilinçliler.</p>
<p>Şu aralar özellikle üst geçitlerde takılarak, dans ederek, bir de çektikleri videoları internete yükleyerek vakit geçiriyorlar. Tekno müzik ile halay çekiyorlar, birbirinden iğrenç kıyafetler giyiyorlar.  Ülkeye tek katkıları bindikleri<strong> şahin</strong> ile yaktıkları benzin ve simit yiyerek <strong>alın verin ekonomiye can verin </strong> ile ekonomide para dönüşümü. Aslında bir de jöle var.</p>
<p>Ama biraz düşündüğümüzde manzara korkunç. Korkunç derken <strong>toplu haldeki görünüşlerinden</strong> bahsetmiyorum. Bir 20 yıl sonrasını düşünüyorum. Sonra 30 nyıl sonrasını düşünüyorum. Ama sonrasında dönüp 5 yıl öncesine bakıyorum.</p>
<p>Şimdi sağda solda metroda gördüğünüz, görmezden geldiğiniz, hep beraber youtube&#8217;dan videolarını izlediğimiz apaçiler bundan bir 10 yıl sonra toplumun en önemli çalışan kesimi olacak. Devlet dairelerinde özel sektörde çalışacaklar. Şimdi yolunuzu çevirip geçtiğiniz adamlar yarın iş yaptırdığınız kişiler olacak. Manzara şimdi netleşti değil mi? Ya <strong>çocuk bakıcınız </strong>apaçi olursa? Sabahtan akşama dıt dıt dıt müzik dinleyen bir bebek. Evet manzara korkunç ötesi.</p>
<p>Tabi belki siz çocuk bakıcınızı iyi seçer, çocuğunuzu öğlenleri klasik müzik eşliğinde uyutan bir kreşe gönderirsiniz. Ama tehlike burada bitse. İlerde çocuğunuzun öğretmeni, gittiğiniz doktor apaçi olursa?</p>
<p>Hani bu arkadaşlar 10 yıl sonra çalışan kesim olacak dedik ya. 15 yıl sonrada üreyen kesim olacak. Genetik çaprazlamalar ve aile eğitimi ile çok daha güçlü apaçi nesiller ortaya çıkacak. <em>Doğal seleksiyon</em> seni beni etkileyecek. Bu gün apaçi müziği diye güldüğümüz zımbırtı<strong> trt arşivlerine</strong> girecek. Saçlar uzun. jöleli, garip pantolanlar. 20 yıl sonra senin benim video youtube&#8217;a düşecek.</p>
<p>Tabi apaçiler için <strong>biçilmiş yaşam süresi </strong>yok. Dedelerin adının Berke, ninelerin adı Ayça olduğu zamanlar gelince, apaçilerin torunları olacak. Daha güçlü genler ortaya çıkacak. Biz 7 göbak apaçiyiz diyecek insanlar.</p>
<p>Zaten tarih bu olayları kültür kesintisi olarak adlandıracak. Çocuklar doğuştan jöleli doğacak. <strong><em>Tehlikenin farkında mısınız?<br />
</em></strong></p>
<p>İşte şimdi dönüp 5 yıl önceye bakmanın vakti geldi. Bu apaçi sendromu ne zaman yayıldı üzerimize? Ne zaman anormalleştik biz. Yoksa?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2011/03/apaciligin-dunu-bugunu-ve-korkarim-ki-yarini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Video ve hayat enerjisi</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2011/01/video-ve-hayat-enerjisi/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2011/01/video-ve-hayat-enerjisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Jan 2011 20:35:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[ordan burdan]]></category>
		<category><![CDATA[reklamlar]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=509</guid>
		<description><![CDATA[Bazı videolar vardır insana enerji verir. Bazıları vardır hayat söndürür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bazı videolar vardır insana enerji verir.</strong></p>
<div style="margin-left: 30px;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="385" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/BN4cLlIKnoA?fs=1&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="385" src="http://www.youtube.com/v/BN4cLlIKnoA?fs=1&amp;hl=en_US" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></div>
<p><strong>Bazıları vardır hayat söndürür.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<div style="margin-left: 30px;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="440" height="360" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="bgcolor" value="#090909" /><param name="src" value="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFBGRV9BXhI=" /><param name="wmode" value="window" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="440" height="360" src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFBGRV9BXhI=" allowfullscreen="true" wmode="window" bgcolor="#090909"></embed></object></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2011/01/video-ve-hayat-enerjisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kamusal Alanda İlişkisel Veritabanı ve Solitaire</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/11/kamusal-alanda-iliskisel-veritabani-ve-solitaire/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/11/kamusal-alanda-iliskisel-veritabani-ve-solitaire/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Nov 2010 08:29:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[iş]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[aile hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkisel veritabanı]]></category>
		<category><![CDATA[milli eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık bakanlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=504</guid>
		<description><![CDATA[Eğer bir kaç yazımı okuduysanız benim eleştirmek için doğduğumu bilirsiniz. Önüme gelen her fikri, her olayı, her insanı eleştirebilirim. Malum devir bilgi, veri, bit, byte, download devri. Öyle günlerdeyiz ki artık internet kafeler bile camlarındaki bağlantı hızı yazılarını çıkarttı. Oysa öyle miydi biz küçükken. Düşünüyorum da camına 1024 kbps yazan internet kafe kralı olurdu mahallenin. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eğer bir kaç yazımı okuduysanız benim eleştirmek için <strong>doğduğumu</strong> bilirsiniz. Önüme gelen her fikri, her olayı, her insanı eleştirebilirim.</p>
<p>Malum devir bilgi, veri, bit, byte, download devri. Öyle günlerdeyiz ki artık internet kafeler bile camlarındaki bağlantı hızı yazılarını çıkarttı. Oysa öyle miydi biz küçükken. Düşünüyorum da camına <em>1024</em> kbps yazan internet kafe kralı olurdu mahallenin. Bir mp3 dosyasını 10 dakikada indirirdik. Elime <strong>disket</strong> alıp internet kafeye gittiğimi bilirim ben. Şimdi ise evde 20 Mbps hız kullanıyorum.</p>
<p>Eh işte böyle <strong>über</strong> <strong>süper</strong> bir bilgi çağında iken insan bazı şeyler otomatize olsun bekliyor. Malum artık <em>127</em> ekran lcd televizyonu olmayan devlet dairesine <strong>köy</strong> muhtarlığı diye bakıyor insan. O eskinin yatay kasa üzerine konmuş 14 inç monitörde, 10 yıldır topu temizlenmemiş fare ile çalışmıyor artık devlet. Hatta illa f klavye alacağız diye yalvarmıyor da. <em>(hemen düzelteyim. bazı arkadaşlar yok q klavye zaten hızlı yazılması diye, f daha güzel falan der. o arkadaşlara f klavyeleri ile mutluluklar) </em> Devlet artık adam gibi bilgisayarlar alıyor. Sunucular falan. İnanır mısının <strong>başbakanlık</strong> sitesi bile asp kullanıyor. Her ne kadar tasarımları td:hover ile efekt vermekten ödeye gidememiş bir insanın elinden çıkmış olsa da.</p>
<p><strong>İşte bütun bu dev yatırımlar, dev projeler ve sayılar dünyasında bir yanda neredeyse 10 yıldır süre gelen mernis projesi ve diğer yanda bugün geldiğimiz nokta olarak işlem yapmak için kimlik fotokopisi isteyen devlet daireleri.</strong></p>
<p>Sanırım artık siz de ben de bu projenin en büyük çıktısının <strong>kimlik numarası sorgulama</strong> sayfası olduğu konusunda hemfikiriz. Ve ne yazık ki bu sayfa sürümü <em>0.1</em> den öteye gidebilmiş değil.</p>
<p>Şimdi bu kadar devlet girmişken konunun ana fikrine dönelim. Devletin yeni uygulaması var malumunuz. Aile hekimliği. Her ne kadar ben bana atanan aile hekimini görmemiş, oda henüz ağzıma tahta sokup bağdemciklerime bakmamış iken (benim bağdemciğim yok. almışlar zamanında) milli eğitim işleri nedeniyle ofisine gitmeyi başardım. Hoş güzel bir odası, hemşiresinin de nasıl kullandığına emin olmadığım bir dizüstü bilgisayarı vardır.</p>
<p>Neden gittiğimi anlatayım. Türkiyenin belkide en önde gelmesi gereken, en eski bakanlıklarından, bilmem kaç okulu yöneten <strong>milli eğitim bakanlığı </strong>kardeşimin aile doktorunu merak etmiş. Bir de acaba hastamı, alerjisi var mı diye düşünmüş. Tabi böyle şeyleri kim bilebilir? Tabi ki devletin yine yüce kurumlarından olan<strong> sağlık bakanlığı. </strong> Nasıl öğreniriz bu bilgileri diye düşünmüş olacaklar ki, kaliteli kağıtlara baskı yapıp bize sormuşlar. Kafanız karıştı değil mi? Sağlık bakanlığı diye düşündünüz ve büyük ikramiyeyi kaybettiniz.</p>
<p>Şimdi buraya kadar sıkılmamış olan sevgili okur. Seni bu saçma uygulamaya 1 dakikalık sövgü duruşuna davet etmemin yanında okumaya devam etmeni canı gönülden isterim.</p>
<p>Tamam ben <strong>endüstri mühendisi hislerim</strong>, <em>(örümcek adamın örümcek hisleri gibi)</em> ile abartmış olabilirim. Ama sorarım nereye gitti bu vatandaşlık bilmem ne projeleri. Hani o kadar para o kadar emek harcadı devlet. Şöyle devasa bir ilişkisel veritabanı kurup, bir uygulama çatısı geliştiremedi mi arkadaş? <strong>Bu değneğin iki ucuda devlet kurumu</strong> iken neden vatandaşı yorup sistemleri tıkıyorsun ki. Şimdi endüstri mühendisi olmayan okurlar ve veritabanı ne bilmeyenlere bu soru mantıksız gelebilir. Ama izin verin olayı biraz inceleyeyim.</p>
<ol>
<li>Öncelikle milli eğitim bakanlığı bir çok kaliteli kağıda 16 punto yazı ile form bastı. Tamamen boşa maliyet. Hani form basacaktık fotokopi ile çoğaltsaydık.</li>
<li>Sonrasında bu formlar okullara gönderildi. Bir çok memur masasından fal bakmayı bırakarak kalktı.<em>(Solitaire nerede merak ediyordunuz değil mi?)</em> Bu belgeleri okullara gönderdi. Okullar velilere iletti.</li>
<li>Şansına mesai saatleri doktorun mesai saatleri ile uyuşan bir sürü veli işinden izin almak, zamandan sıkıştırmak ve doktora gitmek zorunda kaldı.</li>
<li>Doktor kapsında bir çok veli ile uğraştı. Her birinin kağıdını onayladı. O sırada hasta baktı.</li>
<li>Şimdi ise okullar bu kağıtları öğrencilerden toplayarak istifleyecek.</li>
<li>Bir sürü memur bu bilgileri bilgisayara girerek listeler oluşturacak. Ve o listeler bir bilgisayarda depolanıp bekleyecek.</li>
</ol>
<p>Hani daha bu verilerin <strong>güvenilmezliğinden</strong> bahsetmiyorum. Ne yalan söyleyeyim. Bizim belgeyi hemşire doldurdu. Biz de şu şu hastalıkları var demedik. Malum kimsede sormadı.</p>
<p>İşin en acı tarafı geliyor şimdi<strong>. </strong>Arkada televizyon programlarının kazananı açıklayacakları sırada çaldıkları trampetler varmış gibi yapın. Az sonra kazanan açıklanmadan önce son reklam girecek, siz kanal gezerken açıklandığı anı kaçıracakmışsınız gibi düşünün. Ve söylüyorum. <strong>Bu verilerin kaydı zaten hali hazırda sağlık bakanlığında vardı. </strong> Bir süre önce listesini yapmışlar, vatandaşlık sorgulama gibi internetten sorgulamaya açmışlardı. O kadar kağıt, iş, emek masrafı yerine bakanlık diğer bakanlığa bir telefon edip al bu bizim öğrencilerin kimlik numarası, sen aile doktorlarını ver diyebilirdi.</p>
<p>Durun bir basamak ileri taşıyayım. Aslında isteyip bir yere depolamasına gerek yoktu. E-okul adı verilen zımbırtıya biraz kod yazılır, sağlık bakanlığı veri tabanına bağlanıp, gerekli veriler gerektiği zaman oradan alınırdı.</p>
<p><strong>Şimdi izninizle, gidip kafamı duvara vuracağım. Belki bu konuda bir kitap yazarım.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/11/kamusal-alanda-iliskisel-veritabani-ve-solitaire/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kötü dizi çekim rehberi</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/11/kotu-dizi-cekim-rehberi/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/11/kotu-dizi-cekim-rehberi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Nov 2010 19:58:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[kötü dizi]]></category>
		<category><![CDATA[öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=501</guid>
		<description><![CDATA[Malumunuz son zamanda film çekmek işi biraz çetrefilleşti. Ya üç boyutlu filmler izliyoruz, yada dev dizler. Zaten üç boyutlu filmlerde perdeden bir şeyler fırlasın diye konuyu kaçırıyor. Dizilere gelince bir kısım insanı kendini sevdirerek bir araya getiren, bir kısım insanı da ben izlemiyorum repliğinde bir araya getiren diziler var hayatımızda. Öyle bir durumdayız ki neredeyse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Malumunuz son zamanda film çekmek işi biraz çetrefilleşti. Ya üç boyutlu filmler izliyoruz, yada dev dizler. Zaten üç boyutlu filmlerde perdeden bir şeyler fırlasın diye konuyu kaçırıyor.</p>
<p>Dizilere gelince bir kısım insanı kendini sevdirerek bir araya getiren, bir kısım insanı da ben izlemiyorum repliğinde bir araya getiren diziler var hayatımızda. Öyle bir durumdayız ki neredeyse %50&#8242;miz Lost&#8217;u izledi. Bunların %25&#8242;i de sayısal lotoda <strong>4-8-15-16-23-42</strong> oynadı. Tabi izlemeyenler neden izlemediye gelince. Ellerinde dizinin kopyası yoktu. yada geç geldi. Zaten ellerine geldiğinde de o kadar çok aşağılamışlardı ki <strong>izleyemediler</strong>.<em>(yazık onlara)</em></p>
<p>Tabi artık sadece hollywood bir şeyler çekmiyor. Bizde nihayet kameranın karşısına geçiyoruz. Bakın. Galasına hiç bir film eleştirmeni <strong>çağırılmayan</strong> ama köşe yazarlarının cirit oynadığı bir filmimiz var. Adını vermeyeyim ama siz anlayın. Minare bitlis falan işte.</p>
<p>Konuyu dağıtmadan devam edersek; seksenlerin sonu, doksanların başında <strong>(90 civarı diyelim) </strong>tanıştı bünyelerimiz dizi ile. Mahallenin muhtarları ve süper baba ile büyüdü bir nesil. Fakat gelin ki ben süper babayı hiç izlemedim. İlkokulda <em>Sema ile Şeyda</em> müziğini sürekli flütle çalarak bıktırdılar beni. Ama ş,imdi bakıyorum da zaten dizi olayı türklere göre değil. Ama bu işe girişecekler için bir kaç öneri yazmazsam olmazdı. İşte buradalar.</p>
<ul>
<li>İlk önce mutlaka daha önce bir başka dizide beraber oynamış bir kadroyu seçin. Benzer kişilere benzer rol verin. Böylece çok fazla karakter imajı gerekmez. Hatta oyuncuların <strong>magazinsel aşk</strong> yaşamalarını sağlayın. Böylece siz hiç evlilik teması işlemeseniz de Türk halkı o kurguyu kafasında oluşturur. Zaten magazin aşkı ve düzeyli arkadaşlıklar olmazsa dizi tutmaz. Eksik kalır.</li>
<li>Şunu sakın unutmayın. Dizide <strong>yan karakter</strong> diye bir şey yoktur. Mutlaka herkesin solo hikayeleri olmalı. Başrol, yardımcı kadın oyuncu gibi şeyler tamamen düzmecedir. Eğer ofis gösterdiğiniz bir sahne varsa o<strong>fis çaycısının en yakın arkadaşı </strong>bile kamerada tek başına görünmelidir. Böylece hem hiçbir oyuncu küsmemiş olur. Hem senaryo tıkanınca kaçacak yerler olur. Fena mı işte.</li>
<li>Unutmayın. Her karakterin enteresan bir şeysi olmalı. Biri bağırmalı, biri hep aynı şeyi söylemeli. Hepsi kişisel gelişim okumalı ama hiçbiri gelişmemeli. Kişilikleri gelişmemiş, bir şeyleri aşamayan insanlar daha çok ilgi çeker. Hatta mümkünse oyuncularla <strong>özdeşleşmiş isimler</strong>, sıfatlar elde edin. Oyuncularda gerçek hayatta bu sıfatı sahiplensin.</li>
<li>Önünüzde iki seçenek var. Ya bir adamı hep aynı rollerde oynatacaksınız. Ya da tam tersi. Mesala bir dizide mahallenin kötü kadını diğerinde tecavüz mağduru olsun. Bakın nokta aynı ama <strong>bakış açısı </strong>farklı. Zaten türkiye&#8217;de dizi çekiyorsanız içinde tecavüz olsun. Böylece feminist hareketin ilgisini çekebilirsiniz. Hatta siz cebinizi doldurmaya bakarken bir de <strong>sosyal farkındalık</strong> ödülü alırsınız.</li>
<li>Çektiğiniz dizinin her bölümü bir birinin aynı olsun. Sadece mekan ve isimler değişse yeter. Hatta senaryoyu isimleri noktalı bırakarak yazın. Bir bölüm yazar beş sezon çekersiniz. Sonu tahmin edilemez olmasına gerek yok. <strong>Agatha Christie</strong> olmaya gerek yok. Katil her zaman uşak olabilir. Biz hiç aldırmayız.</li>
<li>Romantik komedi iyidir. Türk halkı aşkını ilan edemez. <strong>Platonik aşk</strong> işlenmeden olmaz. Hatta eğer platonik aşık olunana kişi diğer madde ile birleşip bir de tecavüz mağduru olursa o dizinin sırtı yere gelmez. Bu arada platonik aşk kişisinin ufak salaklıkları da olmalı. Hatta aşkı bir tek aşık olduğu kişi anlamamalı. Yani böyle bir mal durum oluşsun.</li>
<li>Aşk üçgenleri, dörtgenleri süperdir. Geometri bilgisi geliştirir.</li>
<li>Bol bol çocuk oyuncunuz olsun. <strong>En az üç.</strong> Bir de aşık olsunlar bu çocuklar tamamdır. Bu durum <strong>pedafolik</strong> açıdan mutlaka ilgi çekecektir.</li>
<li>Lisede edebiyatı <strong>serim düğüm çözüm</strong> diye öğrenmiş olabilirsiniz. Düğüm kısmı tamamen gereksizdir. Siz serin çözün. Hatta çözme işlemini diziyi bitirme noktasına gelince yaparsınız. Hem ola ki çözünce dizi biter. Siz sürekli serin. Olmadık duygular çıkartın.</li>
<li>En önemli maddelerden biri. Karakter diye bir şey olmadığı gibi karakterin geçmişi diye bir şey de yoktur. Hani dizinin ortasında bir karakterin geçmişindeki sırrı öğrenmeye gerek yok. Başından verin siz. <strong>Sır gizem</strong> falan boş şeyler. Skandal severiz biz. Dedikodu severiz biz. Ne bileyim. Düz insanlar olsun dizidekiler. <strong>Derinliksiz sohbetler</strong>. Huş kahkahalar.</li>
<li>Belki de en önemli madde sosyal mesaj. <strong>Temel kural iyilik yapan iyilik bulur.</strong> Kötü karakterler hep kaybetmeli, iyi karakterler hep kazanmalı. Sonuna kadar, dibine kadar. Dahası karakterleriniz sonuna kadar başkalarına yardım etmeli. Her şey insanlık için olmalı. Bölüm başına 5 sosyal mesaj vermeli. Hatta derneklere bağışlar, gönüllü çalışmalar olmadan olmaz. Nerede popüler kültür, nerede sosyal dayanışma orada dizi gelsin.</li>
<li>Asla<strong> yanlış numara</strong> aranmaz dizilerde. Telefon sapığı yoktur. Mutlaka telefon kimin için ise telefonu o açar. Telefon bir elden diğerine geçmez. Bu kuralı sakın atlamayın.</li>
<li>Televizyonda haberler hep siz açınca başlar. Tüh haberin başını kaçırdık anlayışı işlememeli. Ayrıca ihtiyaç olan haberin görünmesi önemli. Her ne kadar biz sürekli alt reklamlarla yaşasakta dizilerde olmasın bunlar. Orası hayal alemi. Yıkmayın insanların hayallerini. <strong>Reklam olmasın</strong>. Korsan cd varsa mutlaka karalayın. böylece biz daha çok para kazanır hep orjinal alırız.</li>
<li>Her ne kadar dernek falan sevin desekte sakın <strong>ülke meselelerine</strong> bulaşmayın. Yada çok bulaşın.</li>
<li>Soundtrack&#8217;a inanın. Ama müzik olmasın. Apaçık şarkı türkü olsun. Sözü olmayan şeyi sevmeyiz biz. Hem cep telefonlarımız iğrenç iğrenç çalamaz aksi halde. Böyle arkada falanda çalmasın. Doğru yerde girsin. Doğru yerde çıksın. O arada <strong>uzun bakışmalar</strong> olsun.</li>
<li>Artık yavaş yavaş seks hayatı da izliyoruz dizilerde. Ama aslında yapmadılar diye de ima edin. Kafamız kızabilir. Reytingler düşebilir. Her ne kadar toplumda hayır diyenler çıksa da bilin ki bunlar iyi sinyaller. Ama bir tane yatak sahnesi yeter. <strong>Ön sevişme anlayışımız</strong> ise sadece bakınmaktır. Tren ve öküz ilişkisi yeter. İlk sahneden sonra bölüm bölüm ima edin ama göstermeyin.</li>
</ul>
<p>Bu kadar konuştuktan sonra elinize yazıp, parmağınıza kurdele bağlayacağınız maddeye geldik.</p>
<p>Diziler sürreal olmalı. İçinde bizden en ufak bir kırıntı olmasın. Kendimizden en ufak parça bulamayalım. Mükemmel hayatlar, mükemmel dramlar izletin bize. Hiç bir eksiği olmayan süper kahramanlar olsun onlar. Biz sadece izleyelim. Kötü karaktere kızsak, iyi karakteri sevsek yeter bize.</p>
<p>Hatta kısaca şöyle söyleyeyim. İçinde ışık olsun, kamera olsun, ses olsun. Sanat olmasın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/11/kotu-dizi-cekim-rehberi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mükemmel İş Başvurusu</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/10/mukemmel-is-basvurusu/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/10/mukemmel-is-basvurusu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Oct 2010 18:19:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[endüstri mühendisi]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iş]]></category>
		<category><![CDATA[başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[c.v.]]></category>
		<category><![CDATA[iş arama]]></category>
		<category><![CDATA[maaş]]></category>
		<category><![CDATA[mülakat]]></category>
		<category><![CDATA[Six degrees of separation]]></category>
		<category><![CDATA[torpil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=480</guid>
		<description><![CDATA[Malum günümüzde sbs, ygs, lys gibi s ile biten bir sürü sınavımız var. Hepsini bitirince de iş arama olayı başlıyor. İşte başvuruya cevap vermemeler, başvuranı öenemsememeler falan oluyor. Hatta aynı ilanı iki defa veren firma bile var. Bu arada araya giren iş, insan kaynak siteleri falan var. Zaten başlı başına iş aramak İK uzmanı gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Malum günümüzde sbs, ygs, lys gibi s ile biten bir sürü sınavımız var. Hepsini bitirince de iş arama olayı başlıyor. İşte başvuruya cevap vermemeler, başvuranı öenemsememeler falan oluyor. Hatta<strong> aynı ilanı iki defa veren firma</strong> bile var.</p>
<p>Bu arada araya giren iş, insan kaynak siteleri falan var. Zaten başlı başına iş aramak İK uzmanı gibi işler icat etti toplumda.</p>
<p>İşte bende bu sürecin ortasında biri olarak bazı önerilerde bulunmak istedim. Mantık olarak <strong>saçma</strong> diyeceksiniz. İş bulamamış birinin önerisi mi olur diyeceksiniz. Tabi olur.</p>
<p>İlk önce C.V. yazmanız lazım.</p>
<ul>
<li>C<em>.v.</em> yazma işini önce kenara bırakın. telefon defterinizi açın. Babanıza, annenize, tanıdıklara sorun.</li>
<li>Torpillerinizin listesini yapın. C.v. yazarken ihtiyacınız olacak. Sakın <strong>torpilim yoktur </strong>diye düşünmeyin. Olmazsa facebooktan tanıyor olabileceğiniz kişilere bakın. <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Six_degrees_of_separation"><em>Six degrees of separation</em></a> makalesini okuyun. Zihniniz açılacak.</li>
<li><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Six_degrees_of_separation">Six degrees of separation</a> makalesini tekrar okuyun. Ama maksadımız <em>ingilizcemizi</em> geliştirmek.</li>
<li>Dil konusunda eksiğiniz olduğunu düşünmeyin. Anlamasanız da okuyun. Böylece okuma derecenizi daha yüksek yazarsınız.</li>
<li>Acilen hobiler edinin. Ama ayrıntılı hobiler olmasın. Mesela siz fotoğrafçıyım dersiniz. Mülakatçı size &#8220;<strong>enstantane hızı nedir der?</strong>&#8221; ortada kalırsınız. Sizde kitap okuyun sinemaya gidin. Hobilerinizden utanmayın. Evet hepimiz facebook&#8217;a falan giriyoruz. Fakat dns değiştirmek bir hobi değildir. <strong>Pul biriktiriyorum</strong> demeyin. Yanlış sinyal olabilir.</li>
<li>C.v falan yazmadan önce hobilerinize yazdığınız öğeleri bir kere olsun deneyin. En azından içiniz rahatlar, heyecan duymazsınız. Olmadı önce <strong>korsan filmci arkadaşa</strong> gidin. sonra <strong>telefonunuzun kamerasından kol temalı ayna araçlı</strong> bir fotoğraf çekin. Kitap okuyamıyorsanız televizyon dizisi izleyin. Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü falan.</li>
<li>C.v yazmak için bilgisayar kullanın. Bir süre <strong>mayın tarlası</strong> oynayın. Fal bakmayın. Bu arada muhtemelen şu an mayın tarlası oynamayı bilmediğinizi fark ettiniz. Önemli değil. Bir başka yazıda anlatırım.</li>
<li>İlk önce internette araştırma yapın. Ama bu dosyaları kaydetmenize gerek yok. Çünkü sizde herkesin ki gibi bir c.v. ile yarışmaya katılacaksınız. Sonuçta başvuru formunun sorusu olmayanı c.v. oluyor.</li>
<li>Evet en büyük sıkıntınız yazı boyutu. Ben derim ki bir sayfayı geçsin. Ama ikinci sayfaya önemsiz konular kalsın. Ne olur ne olmaz. Burada ufak ayak oyunları yapabilirsiniz. <strong>Uyruk</strong> yerine insan falan yazın. Sosyal farkındalığınız çok görünsün.</li>
<li>Fotoğraf önemli. Başvurduğunuz işe göre <strong>mayolu</strong> bile kullanabilirsiniz. Ama temiz ve şık değilseniz temiz ve şık olmasın. Olduğunuz gibi görünün. Olmadı eski fotoğrafları tarayın. Ayrıca gidip çektirmeyin. Zaten işsizsiniz. Gerçi belki <em>fotoğrafçıda işe başlayabilirsiniz.</em> O açıdan bu konuda kesin bir önerim yok diyelim. Ama fotoğraf önemli.</li>
<li>Bildiğiniz diller önemli. <strong>Egzantirik</strong> diller yazabilirsiniz. %99 ihtimalle mülakatçı bilmiyor. Eğer farklı yeteneklerin değerlerini farklı yazıyorsanız <strong>okuma &gt; yazma &gt; konuşma</strong> kuralını unutmayın. Bu beklenen düzeydir. Ayrıca derecelendirmeyi 5 değil 10 üzerinden yapın. Bu 5 üzerinden değerlendirme yapanların yanınızda ezik gözükmesini sağlar. Dünün o 3 vermiş siz 8. %20 daha iyisiniz ama derecelendirmeniz iki katından fazla.</li>
<li>Tek bir c.v. yazıp her yere göndermeyin. Adamına göre davranın. Zaten işsiz bir insansınız. <em>Boş oturmayın c.v. yazın.</em></li>
<li>Öğretim bilgilerinize unutmayın. <strong>Ortalamanızı </strong>kafanızda tartın. Yüksek değilse yazmayın.</li>
<li>İlkokul bilgisine gerek yok. C.v. nizde dünyanın gaz ve tozlardan oluştuğu yazmasa da olur. Tabi en yüksek mezuniyet dereceniz ilkokul ise gerekli. Muhtemelen sertifikalar kısmına da taktir almıştım yazarsınız. Teşekkürler de geçerlidir. Onur belgesi var ise yırttınız.</li>
<li>Üniversitede <strong>dersten kaçmak için</strong> konferansa gitmiştiniz ya. Onuda yazın. Çünkü arkadaşlarınız yazdı. İnşallah katılım belgenizde vardır. Çünkü arkadaşlarınızın var.</li>
<li>Bildiğiniz bilgisayar programlarını düşünün. Evet microsoft word var,  excel de var sanıyorsunuz ama yok.<strong> Excel tablo yapma aracı</strong> değil. Hesap çizelgesi. Mayın tarlası yok. Aklınıza gelen her uygulamayı yazın. Sonra bir kısmını silin. İnternetten kontrol edin. Onların yeni sürümü çıktı. Zaten burası c.v&#8217;nizi şişirmenizi sağlayacak en önemli bölüm.</li>
<li>Fotokopi falan çekebiliyor olabilirsiniz. Yazmayın. Kırtasiyede de yapıyorlar onu. Tabi kırtasiyede başvuruyorsanız yazmayı unutmayın.</li>
<li>C.v.&#8217;yi şişirmek önemlidir. Eğer üniversite de <strong>asgari sayfa sayısı olan rapor</strong> yazdıysanız dert değil. Siz bu işi zaten biliyorsunuz.</li>
</ul>
<p>İş başvurusu c.v. kadar önemli bir durum. Adımları dikkatli takip edin.</p>
<ul>
<li>Başvurunuzu yerine göre yapın. Eğer imamlığa başvuracaksanız <strong>cuma</strong> gününü tercih edin. Bar falansa en iyi akşam cumartesi. İş saatinde başvurabileceğiniz gibi iş saati dışında da başvurabilirsiniz. Böylece başvurunuz sabah ilk iş olarak görünecektir. Günün stresini böylece aşarsınız.</li>
<li>En kolayı internetten. Gönderiyorsun <strong>okumuyorlar</strong>.</li>
<li><strong>Biz sizi ararız</strong> diye cevap alırsanız sevinin. En azından ilk cevabı aldınız. Fakat eğer üzerinde isminiz yazmıyorsa çokta sevinmeyin. <em>Otomatik cevap</em> denen bir şey var. İsminiz yazıyorsa yine çok sevinmeyin. Gelişmiş otomatik cevap olabilir.</li>
<li>Ön yazı yazın. C.v de söyleyemediklerinizi söylersiniz. Eğer ön yazı yazamıyorsanız <strong>yıllığınızdan</strong> bir şeyler kopyalayın. Anahtar kelimeler yazın. hatta onları kalın yazın. Eğer tehditvari ise gazeteden harf kesin.</li>
<li>Bir <strong>fiyat</strong> aralığınız olsun. (maaş değil fiyat)</li>
<li>Başvurmaktan çekinmeyin. Hepimiz öyle yapıyoruz. Israrcı olun. Milli piyangoda birden çok bilet almak gibi düşünün. İsterseniz ortalamayı düşürüp başvurunuzu öne çıkartmak için sahte başvurular düzenleyebilirsiniz.</li>
<li>İş tanımında çok fazla şey isteniyorsa ilgilenmeyin. Muhtemelen başkaları da ilgilenmeyecek. Firma iki farklı ilan verene kadar bekleyin. <strong>Sonra </strong><em><strong>ikisine</strong></em><strong> de başvurun. </strong>Hile gibisi yoktur.</li>
<li>Başvuru tarihi geçince arkadaşlarınıza haber verin. Böylece işe girdim derken çok zorlanmazsınız.</li>
</ul>
<p>Mülakatta çok önemlidir.</p>
<ul>
<li>Temiz ve şık olun. Belki <strong>kısme</strong>t bile çıkabilir.</li>
<li>5 dakika erken gidin. 10 dakika da fazladan bekleyeceksiniz zaten. !5 dakika <strong>stres yapmanız </strong>için yeterli.</li>
<li>Elinizde çanta olsun. Havalı görünürsünüz.</li>
<li>Verdiğiniz c.v.&#8217;nin bir kopyasını bulundurun yanınızda. Hatta iki. Belki <strong>mülakattan çıkınca</strong> bir ilan görürsünüz. Bir günde iki başvuru. Verimliliği arttırın.</li>
<li>Çay içmek istiyorsanız için, soğuk şey öneriyorlarsa çay istemeyin. <strong>Embesil</strong> olduğunuz ortaya çıkabilir. Şeker kullanmayın. Çay getiren teyzeye geri verin. Eğer daha teyze yaşına gelmemişse gülümseyin. ama flört derecesine varmayın.</li>
<li>El sıkışın. Gözlere bakın. <strong>Konuşurken tükürmeyin. </strong>Dekolteniz varsa kazalara karşı dikkat edin. Gerçi manken ajansı ise bunu tekrar düşünmek gerekebilir.</li>
<li>Firmayı eviniz gibi görün. Patronu da babanız gibi. Eğer ahlaki değerleriniz kaldırıyorsa <strong>sugar daddy </strong>olarak bile görebilirsiniz.</li>
<li>Göz teması kurun. Eğer yeteneğiniz varsa hipnoz deneyin. Ama<strong> tavuk </strong>yapma riskine girmeyin. Onu sonra denersiniz.</li>
<li>Tuzak soru maaş talebiniz. Abartmayın ama rakamı söyleyin. Ama dikkat edin. ytl&#8217;yi bıraktık. Milyarlı bir rakam söylemeyin. Dikkat edin. Zamanında <strong>annenizle dalga geçmiştiniz</strong>. Karşılığı tutabilir.</li>
<li>Eğer stres sırasında kusuyorsanız, kolay kusulabilecek yiyecekler yiyin. Mülakat odasına girince <strong>en yakın saksıya</strong> dikkat edin. Saksı yoksa çantanızın kapağını açık bırakın.</li>
<li><strong>İş görüşmesine babanızla gitmeyin. </strong>Tabi torpiliniz babanız değilse.</li>
<li>Komik olun. İşi alamasanız da belki bir konferansta bahsiniz geçer. Güldürmekten çekinmeyin. Ama bu işi <strong>vücut organlarınızı kullanarak</strong> yapmayın.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/10/mukemmel-is-basvurusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>romantik serzeniş</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/09/romantik-serzenis/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/09/romantik-serzenis/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Sep 2010 19:55:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[ordan burdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=478</guid>
		<description><![CDATA[Bu güne kadar burada, devlet adamlarına, şirket sahiplerine, reklamcılara, analara, babalara, insan kaynakları uzmanlarına, sıradan ve sıradan olmayan bir çok kişiye, kuruma seslendim. Benimle alakalı olsun olmasın bir çok konuda da fikir yürüttüm. Üzerinize afiyet 118 yazı olmuş. (Hemen 80 geldi aklınıza değil mi?) Hani zamanında evlilikten falan bahsettik, kitap devirmenin evlilik hayatı ve toplumumuzdaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu güne kadar burada, devlet adamlarına, şirket sahiplerine, reklamcılara, analara, babalara,<em> insan kaynakları uzmanlarına</em>, sıradan ve sıradan olmayan bir çok kişiye, kuruma seslendim. Benimle alakalı olsun olmasın bir çok konuda da fikir yürüttüm. Üzerinize afiyet <strong>118 </strong>yazı olmuş.<em> (Hemen 80 geldi aklınıza değil mi?)</em> Hani zamanında evlilikten falan bahsettik, kitap devirmenin evlilik hayatı ve toplumumuzdaki yeri ve önemine bile değindik. O değilde hiç seslenmediğimiz kişiler oldu. Hani bir kez de farklı serzenişlerde bulunalım. Eksik kalmasın.</p>
<p>Öncelikle merhaba<strong> doğru insan</strong>. <em>(Yok insan olmadı. Biseksüellik çağrıştırıyor.)</em><br />
Merhaba <strong>doğru bayan</strong>.  (<em>Yok bunu sevmiyorlar. Hani baymaktan bayan falan.)</em><br />
Selam <strong>doğru dişi</strong>. <em> (Çok biyolojik oldu. östrojen deseydik.)</em><br />
Hi <strong>True Girl</strong>. (<em>Bu da ismail yk ayarlı gibi.  Facebook Facebook malum)</em></p>
<p>Merhaba doğru kadın. <em>(Bu oldu gibi. Hani aslında evlilik cüzdanında karı yazıyor ama kadın daha manalı oldu.)</em></p>
<p>Öncelikle adet yerini bulsun diye zaman ayırıp 5 satırı okuyup, 6 satıra başladığın için teşekkür ederim. (Eğer saydıysan cidden ilginç bir insansın. Muhtemelen <strong>bank boyalı </strong>yazısını görünce de eliyle kontrol edenlerdensin.) Öncelikle bir bilgi vereyim. Genelde dahi anlamındaki -de eklerini yanlış yazmaktayım. O yüzden ileride mesuliyet kabul etmem. Hani çok zorlarsan belki hatırın için ederim.</p>
<p>Şimdiye kadar tanışmış  ya da tanışmamış olabiliriz. Eğer tanıştı isek atlaya atlaya okuman sıkılmamanı sağlayabilir. Gerçi eğer yazdıklarımı okurken sıkılacaksan nasıl doğru kadın olabilirsin bilemiyorum. Eğer henüz tanışmadı isek söyleyeyim <strong>kel</strong> değilim. Güldürebilen bir erkek miyim emin değilim. Hani annem gülüyor. Ama <strong>anne sevgisi </strong>de olabilir. Ha bunu okuduğunda kel kalmış olabilir miyim hiç bilmiyorum. Ama eğer kafamda saç görüyorsan emin ol peruk değil. Eğer yazıyı vasiyetimle birlikte çıktığı için okuyorsan inşallah sana da bir şeyler bırakabilmişimdir. Yok bırakamadıysam kağıt senin olabilir.</p>
<p>Hani burada evlilik programına çıkmış gibi kendimizi övmeyelim. Bil diye söylüyorum. Eğer hala tanışmadıysak, ilk tanışmamızda elini sıkmayabilirim. Yok yanlış anlama. Hani <strong>haramsın</strong> falan anlayışıyla değil. Bazen unutuveriyorum. Belki de sıkarım. Ama bunu da <strong>fetişzm</strong> olarak algılama lütfen. Yok zaten bu aşamayı çoktan geçtiysek, ne var ne yok. Görüşmeyeli nasılsın? Kilo vermişsin. Bu kıyafet sana çok yakışmış, gözlerinin rengi ortaya çıkmış.</p>
<p>Öncelikle söyleyeyim. Burcum her ne kadar yengeç olsa da burçlara pek inanmıyorum. Hatta bununla ilgili bir yazı da yazmıştım. Ama gerekiyorsa üzerine konuşabiliriz. Gördüğüm <strong>rüyaları</strong> da pek hatırlamam zaten. Hani seni görmüşsem bile kusura bakma çıkartamıyorum. Kahve falı dersen genelde çay içerim. Ona da şeker kullanmıyorum. Ama madem doğru kadın sensin, artık bunları pek düşünmeme gerek yok.</p>
<p>Tahminim doğru kadın olduğuna göre bilimkurgu da seviyorsun.Hatta çoktan üzerinde tartışmış bile olabiliriz. Ya da tartışma olasılığımız yüksek. Hemen özet geçersem, bilimkurguda bir süper yetenek sıkıntısı olduğunu düşünüyorum. Sen ne dersin. Fransız sinemasına gelince genelde sıkıcı olmuyorlar mı? Hani gidince uyuyacaksak bana uyar. Ama yok diyorsan ki illa üç saat izleyeceksin. Üzerine yorum da yapacaksın. O işi de kıvırırım. Mesela son izlediğim film, ekonomik burhanın aile yapısındaki değişimlerinin sosyal algımızda yarattığı izdüşümlerin ruhumuza yansımasını anlatıyordu. Her ne kadar en son Taxi 4&#8242;ü izlemiş olsamda. (Tekrar izledim. Son izlediğim film değil. Aman yanlış olmasın.) Bu arada eğer  bol bol <strong>recep ivedik</strong> taklidini yapıyorsan okumayı burada kes. Doğru kadın olamazsın. Doğru kadın recep ivedik taklidi yapmaz.</p>
<p>Hani buradan söyleyeyim. Hayyatta çok fazla başarım olmadı öyle. Büyük başarımlarımdan biri muhtemelen bu mektubu okuyor olman. Ha yok bunu saymam zaten okumazsam doğru kadınlık nerede diyorsan <em>(mantıklı bir fikir.) </em>az önce <strong>Güdümlü Anne Terliği </strong>twitter da beni takip etmeye başladı.</p>
<p>Doğru kadın, izin verirsen yazıya burada son vereceğim. Şu an değil ama ilerde belki bir şeyler yazarım yine sana. Eğer bana ulaşmak istiyorsan söyleyeim cep telefonundan mesaj atma. Hayır biliyorum sen doğru kadın olduğun için bir har büyük, bir harf küçük yazmayacaksın. Ama biliyor musun mesaj işinde çok becerikli değilim. Görüp okuduğumda geç oluyor. Eğer +359 ile başlamıyorsa numaran telefon et. Olmadı eline kitaplarını al bir köşede bekle. Ben gelir yere dökerim kitaplarını.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/09/romantik-serzenis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sürrealizm 2.0</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/09/surrealizm-2-0/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/09/surrealizm-2-0/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 11:29:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[reklamlar]]></category>
		<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dr oetker]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[salvador dali]]></category>
		<category><![CDATA[şenpiliç]]></category>
		<category><![CDATA[supangle]]></category>
		<category><![CDATA[tavuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=467</guid>
		<description><![CDATA[Hayatta bazen gerçeklerden uzaklaşmak gerekiyor. Hani arada bilim kurgu falan izler insan. Matrix'i düşünür. Ya ben veri isem falan. Arada Salvador Dali gibi çizimler falan. Tamamen normal buluyorum bunu. Sonuçta gerçeküstücülük.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatta bazen gerçeklerden uzaklaşmak gerekiyor. Hani arada bilim kurgu falan izler insan. Matrix&#8217;i düşünür. Ya ben veri isem falan. Arada <strong>Salvador Dali</strong> gibi çizimler falan. Tamamen normal buluyorum bunu. Sonuçta gerçeküstücülük.</p>
<p>Fakat benim takıldığım nokta bunu sonsuza uzatmak. Hani Salvador Dali bile duracağı noktayı bilmişti. Her ne kadar değiştirse de saatlerde hala akrep ve yelkovan vardı. Ama günümüzde öyle sürrealistler var ki, Salvadaor bile şapka çıkartır yanlarında.</p>
<p>Tabi sıkıcı sanat bilgimden sıkılmış olmanız doğal. Olayı daha yakın bir noktaya taşıyayım hemen.<br />
Babaannem öleli yıllar oluyor. Tabi benim yaşıma oranla yıllar. Yirmi otuz sene olmuş değil öyle. Kendisi hayatımda ölen ilk yakınımdı. Çoğu yaşlı gibi, şeker, tansiyon gibi yaşlı hastalıklarına sahipti. <strong>Sakarin</strong> kullanırdı. Nedense sakarinin o çaya şeker bırakan kutusunu çok bir severdim.</p>
<p>Babaannemen hatırladığım diğer şey ise su böreği yapması. Kete falanda hatırlıyorum ama o kadar net değil. Zaten çoğumuzun öyle değil mi? Hangimizin babaannesi <strong>espresso </strong>içip gazetenin insan kaynakları sayfasını okudu ki? Neyse bir video ile sürrealizmi gösterelim artık.</p>
<p>[hana-flv-player video="http://www.canosayan.com/dosya/babaanne.flv"     width="400"      height="330" description="babaanne"      player="4"      autoload="true" autoplay="false"      loop="false" autorewind="true"   /]</p>
<p>Şimdi izninizle sormak istiyorum. Aranızdan hanginizin babaannesi <strong>supangle</strong> yaptı? Bu nasıl bir reklam anlayışı? Hani sütlaç dese, baklava dese, kadayıf dese anlayacağım. Supangle nereden çıkıyor? Bir de<strong> dr oetker geleneksel tatlılar</strong>. İşte bu gördüğünüz saçmalık derecesine varan bir sürrealizm örneği. Reklamı ucuza getirme anlayışı.<br />
Sevgili dr oetker biz zahmet reklam yaparken biraz daha toplum değerlerine uysun. Yenisini çeksin. Hani biz zaten pazar lideriyiz anlayışı varsa vazgeçsin.</p>
<p>Neyse dr oetker&#8217;in yabancı olduğunu varsayarak bunu kapatıyorum. Diğer olaya gelelim. Bir Türk firmasına.</p>
<p>Şimdi gözlerinizi kapatın.<em>(mecazi olarak. yoksa yazıyı okuyamazsınız.)</em> Şöyle bir mutfak getirin aklınıza. İçerisinde anneniz, teyzeniz olabilecek bir kadın tavuk pişirmiş. Garip kahkahalar atarak karşısındaki diğer kadına hava atıyor. Artistlik yapıyor. Ağzını yüzünü eğiyor. Tam o sırada diğer kadında bir tavuk yemeği çıkartıyor. Yemekteyiz programının vazgeçilmesi karabiber çekeceği kullanıyor. <em>(iddia ediyorum bu karabiber çekeceğinden %90&#8242;ımızın evinde yok.)</em> Diğer kadına eşlik ederken kare tabağı parmağının ucunda <strong>basketbol topu </strong>gibi çeviriyor. Sonra iki kadın birbirine eğilerek slogan atıyor ve gülüyor.<br />
Açıkçası bu olayı rüyamda görsem kabus gördüm diye anlatabilirdim. Ama bakın öyle mi?</p>
<p>[hana-flv-player video="http://www.canosayan.com/dosya/senpilisc.flv" width="400" height="330" description="babaanne" player="4" autoload="true" autoplay="false" loop="false" autorewind="true" /]</p>
<p>Her reklam dünyasını eleştirdiğim zamanki yorumu da ekleyeyim. <strong>Reklamcı değil ama tüketiciyim</strong>. Açıkçası sadece para vererek yapılmış reklamlar görmek istemiyorum sayın senorya yazarları, yönetmenler, firma sahipleri. Her ne kadar potansiyel patronum olabilecek olsanız da söyleyeyim.(hani işsizim falan) Sanırım yönetim kurulu toplantılarınız halktan çok kopmanızı sağladı. Özünüze dönün.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/09/surrealizm-2-0/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
<enclosure url="http://www.canosayan.com/dosya/babaanne.flv" length="2096185" type="video/x-flv" />
<enclosure url="http://www.canosayan.com/dosya/senpilisc.flv" length="2129667" type="video/x-flv" />
		</item>
		<item>
		<title>Hayatı algoritma tadında yaşamak</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/08/hayati-algoritma-tadinda-yasamak/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/08/hayati-algoritma-tadinda-yasamak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 07:56:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[endüstri mühendisi]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kod]]></category>
		<category><![CDATA[algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı eti]]></category>
		<category><![CDATA[market]]></category>
		<category><![CDATA[tadımlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[Önceden söyleyeyim. logoritma ile ilgili bir şey anlatmayacağım. Hani e sayısı kaçtı, ln neydi falan diye korkup geri durmayın. Ama yinede söyleyeyim e sayısı 2,71828183 gibi havalı bir sayı. Devamı da var ama 2.71 bile yeterli. Hatta bence hiç uğraşmayalım doğrudan üçe yuvarlayalım pi sayısını 3.14 den 3 yuvarladıktan sonra e sayısını 3 e yuvarlamışız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önceden söyleyeyim. logoritma ile ilgili bir şey anlatmayacağım. Hani e sayısı kaçtı, ln neydi falan diye korkup geri durmayın. Ama yinede söyleyeyim e sayısı <strong>2,71828183 </strong>gibi havalı bir sayı. Devamı da var ama 2.71 bile yeterli. Hatta bence hiç uğraşmayalım doğrudan üçe yuvarlayalım pi sayısını 3.14 den 3 yuvarladıktan sonra e sayısını 3 e yuvarlamışız çok mu? Alt tarafı <strong>0,28171817 </strong>pi sapmasının iki katı kadar bir şey.</p>
<p>Neyse sıkıldınız ben devam edeyim. Şimdi biz insanlık olarak çoğu zaman yerine göre yaşıyoruz. Mesela kaç taneniz atılan kırmızı renkli havai fişekten sonra mavi atılma olasılığını hesaplıyor. İşte ben de böyle düşündüm. <strong>Hesaplamıyoruz</strong>. Hani markete gidince önce neleri alsam diye plan yapıyor musunuz? O da <strong>yok</strong>. İşte o yüzden markette dönüp duruyorsunuz. <em>(bak şimdi benzetim ödevim geldi aklıma. markette dolaşmayı maksimum yapacak bir yerleşimin fikrini modellemiştik.)</em> İşte bizde ki bu temel eksikliğe ben algoritma eksikliği adını takmanın gerekliliğini düşündüm. Aklıma <em>Can Kuramı</em> falanda geldi ama gerek yok.</p>
<p>Algoritma kabaca bir işin yapılacağı adımlar. İşte şu şöyle ise şunu yap, şöyle ise şunu yap diye akış gösterimleri. Tabi şimdi bir eliniz farenizi hareketlendirmiş olabilir. Hatta ne işimiz var lan bile demişsinizdir. Bak eminim bazılarınız &#8220;<em>ha şu şey, iyide bunun tadı ve hayatta ki görevi ne?</em>&#8221; dedi. Şimdi açıklıyorum işte. <strong>Sıkı tutunun.</strong></p>
<p>Aslında algoritmalar olsa hayatımız çok daha kolay olur. Böyle mal mal bakmayız olaylara. Gerçi algoritmalar zaten var hayatımızda da biz dikkat edip yaygınlaştırmıyoruz. Mesela siz hiç annenizden <strong>pilav tarifi</strong> almadınız mı? Hani onun son hızda tekrar edip, sizin ne yapacaktım dediğiniz. Hatta istersen yaz der siz yazmazsınız. Sonra yemek yaparken telefon edersiniz. O işte. Mesela anneniz bir akış şeması verseydi ne iyi olurdu.</p>
<p>Algoritmayı kaba taslak anladık.<em> (Zaten biliyordunuz da beni denediniz.) </em> Şimdi iş geldi tadını almaya. Malum pilav tarifi deyip, bir tutam tuz atabilirsiniz ağzınıza. Şimdi market örneğine girelim. Eskiden giderken liste yapardık markete. Gerçi şimdilerde yemekteyiz programı bu anlayışı tekrar soktu zihnimize. (marjinal tek faydası) Ohh <strong>market arabasını</strong> da aldınız. <em>(bir söylentiye göre binek otomobilden çok market arabası varmış dünyada.)</em> Eskiden elde taşırdık. Ne günlerdi. Girdiniz kapıdan. İşte süt reyonu, İşte unlu mamüller. Ama olmaz ki önce alın bir tadın stantlarını gezmek lazım. A olmadı ama. Tadına baktınız, artık bir tane almak lazım. Geçerken şundan da bir tane. Aa şu da lazım. Oldu mu arabanız karman çorman.<br />
Allışveriş bitti ödeyeceksiniz. bir de bunları aynı karışıklıkla kasaya götürdünüz. Bir de kasiyerin rastgele kasadan geçirmesi, sizin rastgele poşetlemeniz. <em>(Poşetlerden bir kaç tane de atın doldururken. Çöpe falan kullanırsınız.) </em>Artık eve geldiniz. Poşetleri boşaltmak bile istemiyorsunuz çünkü artık mükemmel rastsallıkta. Hani tıraş köpüğü ile krem şanti aynı torbadan çıkabilir. Gerçi bu ikisi benzer. Çok iyi bir örnekte olmadı. Artık boşatacağım diye evin içinde koş dur.</p>
<p>Evet sıkıcı. Zaten birde dengesiz yerleşimden dolayı poşetiniz yırtılmıştı. Olmaz ki ama. İşte baştan planlasaydınız, algoritmanız olsaydı ne güzel olacaktı bunlar. Şimdi basitçe yazalım algoritmayı.</p>
<ol>
<li>Markete git</li>
<li>Arabanı al.</li>
<li>Eğer isteniyorsa tadım standlarını gez.</li>
<li>Alışveriş yapılmamış reyonu seç.</li>
<li>Alınacakları al ve arabaya düzenli yerleştir.</li>
<li>Seçilen reyondan alacakların bittiyse;<br />
- Alınacak ürünler bitmişse 6&#8242;ya git<br />
- Tüm reyonlara gidilmedi ise 3&#8242;e git</li>
<li>Kasaya git</li>
<li>Arabayı doldurduğun sıranın tersine boşalt.(böylece kasiyere sıralı gitsin)</li>
<li>Sıralı ürünleri torbala.</li>
<li>Eve gel.</li>
<li>Torbaları tek tek açarak ilgili alana boşalt.</li>
</ol>
<p>Bakın şimdi ne oldu. Bir torbayı açıyorsunuz. İçinden unlu mamüller çıkıyor. Gidiyorsunuz yerleştiriyorsunuz, Bir daha açtınız deterjan. Git banyoya yerleştir.<em>(bizim evde banyoda, artık sizde neredeyse</em>.) Bir daha açtınız <strong>kırmızı et</strong>.<em> (Hemde bu pahalılıkta. iyisiniz valla.)</em> Atın hepsini buzluğa. Son olarak avakadolar ile ananasları da meyveliğe koyarsanız hepsi bitti.</p>
<p>Bak ne güzel. Ne markette<strong> labirentte dolaşırken</strong> başkasını kaybettiniz, cep telefonundan aramadınız, ne kasiyere eziyet ettiniz. Ne de evde yerleştirirken<strong> 3 oda 1 salonu </strong>gezdiniz. İşte algoritma hayatınızı planlamanızı ve kolaylaştırmanızı sağladı. Hem de bedavaya. Ömür boyu garanti de bonus. Şimdi sizde hastane, okul falan düşünüp beyninizin kenarına yazın algoritmanızı.</p>
<p>Bu arada artık o mevsime göre marketten aldığınız tatlıyı yiyebilirsiniz. Zaten algoritmanın başka tadı olmasını beklediyseniz biraz <strong>saflık</strong> olmuş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/08/hayati-algoritma-tadinda-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>iş aramak ve bulamamak</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/08/is-aramak-ve-bulamamak/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/08/is-aramak-ve-bulamamak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 10:07:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[endüstri mühendisi]]></category>
		<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[başvuru formu]]></category>
		<category><![CDATA[c.v.]]></category>
		<category><![CDATA[google job search]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=456</guid>
		<description><![CDATA[İnsan oğlu aramayı sever. Genelde de bulamaz. Hani hepimiz annemize herhangi bir eşyamızı sormuş, en son nereye koyduysan oradadır cevabını almışızdır. Zaten aradığınız nesneler de doğa kanunu hep en son baktığınız yerdedir. Zaten arama motoru kavramı da buradan çıkmış. Artık araştırma bile yapmaya sıkılan insan olarak google&#8217;a aratıyoruz. Son yıllarda google hepimizin hayatında fırtınalar estiriyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan oğlu aramayı sever. Genelde de bulamaz. Hani hepimiz annemize herhangi bir eşyamızı sormuş, en son nereye koyduysan oradadır cevabını almışızdır. Zaten aradığınız nesneler de doğa kanunu <strong>hep en son baktığınız yerde</strong>dir.</p>
<p>Zaten arama motoru kavramı da buradan çıkmış. Artık araştırma bile yapmaya sıkılan insan olarak google&#8217;a aratıyoruz. Son yıllarda google hepimizin hayatında fırtınalar estiriyor. Oysa bir çoğumuz daha babalarımızın gazeteden aldığı <strong>meydan larousse&#8217;ın</strong>, kapağı bile açmamıştık. Şimdi ise merak ettiğimiz aradığımız şeyler, klasik reklam cümleleri gibi bir tık uzağımızda. Tabi bunun sonucu olarak da google&#8217;ın 66.4 milyar dolar marka değeri varmış. Şu an cebimdeki paranın <strong>68,15 lira</strong> olduğunu düşünürsek hiç fena bir rakam değil bu.</p>
<p>Hayat boyu ıvır zıvır her şeyi aradığımız yetmiyormuş gibi bir de üniversiteyi bitirip iş arıyoruz, kendimize. İşte bu noktada en çok korktuğum şey anne tarzı cevaplar ve <strong>en son başvuracağım yerde</strong> olması.</p>
<p>Her ne kadar üniversite hayatının büyük yardımcısı olsa da google ne yazık ki iş bulma konusunda o kadar yetenekli değil gibi.<em>(üniversite yardımları konusunda vikipediyi de hor görmemek lazım)</em> Gerçi <a href="http://www.google.com/intl/en/jobs/index.html">şu</a> sayfa ile bir google çalışanı olma yolu var. Her ne kadar yabancı sitelerde <em>google ile iş bul</em> makaleleri olsa da google iş arama motoru henüz yok gibi. Zaten olsa <em>kariyer.net</em>, <em>yenibiris.com</em> falan anca kapıcı arar gibime geliyor. Malum Türk halkı <strong>adres çubuğu yerine bile google</strong> kullanır.</p>
<p>Açıkçası bu yazıyı yazma sebebim dün iş görüşmesine gitmiş olmam. Bu olay aslında zihnimdeki iş görüşmesi izlenimini yıktı dağıttı. Tabi beni işe almadılar ama yine de umut ışıkları yaktılar. Sanırım, eş, dost, aile ve çevrenin <em>(hangi eş anlamadım ama)</em> dediği gibi. Bunda da bir <strong>hayır</strong> var.</p>
<p>Hayır, hıyar falan kenara bırakıp iş görüşmesine geçersek 4 sene boyunca okulda dinlediğimiz <strong>özde değil sözde</strong> uzmanları yalancı çıkarttı. Hani zaten c.v. olayına karşı olduğumu daha önce belirtmiştim. (<em>Sol üst köşedeki arama motoru size o konuda yardımcı olur.)</em> Kapıdan girdiğim anda beni <strong>başvuru formu</strong> karşıladı. Kendimi cennette bulmuşum gibi geldi. Doktor yazısına taş çıkartan yazımla tüm sorulanları cevapladım. Ne kolaylık. Acaba c.v. ye şunu mu yazsam bunu mu yazsam derdi yok.</p>
<p>Yıllarca İK uzmanlarının dediği gibi gönderdiğim <strong>fotoğraflı elektronik c.v. </strong><em>(resimli pdf işte)</em> ortalama denilen 5 saniyenin üzerine çıkmış gibiydi. Son anda gmail yerine canosayan.com mail adresi ile göndermem herhalde ilgi çekmişti ki, ben cidden kimse okuyor mu yoksa google analytics yalan mı söylüyor diye düşünürken, iş başvurusunda kısa da olsa blogumun ziyaretçilerinden bahsettik.<em><br />
(Gökhan bey eğer okuyorsanız valla ümit saçtınız bloga. Hemen kısa bir bilgi vereyim olmazsa. Görüşme günü gerçekleşen ziyaret sayısı 23. Ortalama sayfa ziyaret sayısı 1.48. ortalama süre 1.21 dakika.)</em></p>
<p>Tabi bu blog<strong> bu da böyle bir anımdı</strong> karakterinde değil. En azından olmasın istiyorum. İş aramak ve bulamamak hepimizin derdi şu günlerde. Gerçi ben şimdiye kadar çok aramadım diyebilirim. Ama yinede <strong>bulamama miktarımın aramama miktarımdan daha fazla olduğu</strong>nu düşünüyorum. Zaten dört sene boyunca kafama iş bulmanın zor olduğunu işleyen uzman(!) kişiler varken toplumda, kimse yardımcı olmuyor. Üniversite hayatı boyunca iş bulmanın zorluklarını anlatmaktan ders anlatmaya geçemeyen hocalarımız, zaten ders notlarını en son 20 yıl önce güncelleyenler.</p>
<p>Ne yazık ki Türk insanı işsiz olmayı kabullenmiş durumda. Gerçi bundan büyük oranda biraz tembel olmamızda rol oynamıyor değil. Lise mezunlarının <em>masa başı işim olsun, emrimde 15 adam olsun</em> tavrı, üniversite mezunlarının çok olması normal yaptı bu durumu bize. Zaten kaderci anlayışımızın meyvesi, <strong>polyanna öğretileri</strong> ile birleşince her işte bir hayır arar olduk. Tamam belki hayır vardır ama bu kadar da abartmamak gerekiyor sayın seyirciler.</p>
<p>Kimsenin iş bulamamasını örnek göstererek yapılan teselliler, daha mezun olalı ne oldu lafları ise eminim hiç bir işsize iyi gelmiyordur. Hani başkalarına geliyorsa da bana gelmiyor.</p>
<p>Bu ara işsizliğimi düşünürsek, biraz daha fazla yazı yazabilirim. Belki açlık, işsizlik, sıkıntı gibi konular bir sonraki görüşme de yardımcı bile olabilir. Zaten hiç olmadı yazıları kitap yapar satarım. Ama <strong>google job search</strong> hepimizin umut ışığı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/08/is-aramak-ve-bulamamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>gittim gezdim geldim.</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/08/gittim-gezdim-geldim/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/08/gittim-gezdim-geldim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 13:53:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kod]]></category>
		<category><![CDATA[bayan yanı]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=454</guid>
		<description><![CDATA[Malum öğrencilik mevsimsel bir iş. Hele ki mezun oluyorsan, kısa süreli emeklilik bile diyebilirsin. İş de yoksa al sana kapı gibi dede mesleği. İşte benimki bu üç ifadeden ikincisi idi. Her ne kadar açıktan açıktan devam etsem de okumaya kısa süreli bir emeklilik yaşadım. Kendimi işsiz olmaya iyice hazırladım. Baktım da epey sıkıcı imiş. Ben de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Malum öğrencilik <strong>mevsimsel </strong>bir iş. Hele ki mezun oluyorsan, kısa süreli emeklilik bile diyebilirsin. İş de yoksa al sana kapı gibi dede mesleği.</p>
<p>İşte benimki bu üç ifadeden ikincisi idi. Her ne kadar açıktan açıktan devam etsem de okumaya kısa süreli bir emeklilik yaşadım. Kendimi işsiz olmaya iyice hazırladım. Baktım da epey sıkıcı imiş. Ben de tatile gittim bunun üzerine. Gezmedim, dolaşmadım, eğlenmedim. İşsizliği düşündüm uzun uzun. Deniz güneş kum olayına gelince güneş ve kum bana dokunuyor arkadaşım. Yani kumun üzerine yatıp ıstakoz gibi kızarmaya ne gerek var?</p>
<p>İşsiz olarak tatile çıkmanın verdiği karın ağrısı, <strong>geleneksel mide problemleri</strong>m ile birleşse de iyiydi tatil. Benim vücudumda diğer insanlar gibi güneşe karşı koyu bir tepki gösterdi. Ama öyle bronz falan değil. Böyle kahverengiye <em>(Van Dyke)</em> çalan bir kırmızılık diyelim. Arasında da sarı var. Öyle pis bir renk işte. Bol bol tuzlu su kaybı. Burna kaçan su merasimi. Anlamsız kordon yürüyüşleri sırasında çevredeki insanları izlemek.</p>
<p>Aslında fena başlamadı tatil. Otobüs firmasının acentasında ki adamın indirim yapmasıyla başladı güzel anılarım. <strong>Televizyonlu</strong> koltuktan da aldım biletleri. Gerçi 5 inçlik, 8 kanallık ekranın neresi televizyon çözemedim ama olsun. Hani gözlerimiz hd yayına yeni yeni alışırken, bir de o boyutta cep telefonu ekranları varken manasız bir betimleme idi televizyon.</p>
<p>Yolculuğun gidişi güzeldi. Küçücük de olsa o televizyonla bir sürü film izledim. Malum dile kolay <strong>11</strong> saat. Yanımdaki eleman ise kitap okudu durdu. Bir ara ben ona kraker uzattım sonra o bana sakız uzattı.(ikimizde almadık) Zaten onun okuduğu kitap çok kalındı iki bölümde bıraktı. Benim ki ise tatile uygun değildi.<em>(Ekonominin Temelleri) </em>Nedense benim izlediğim filmleri izledi benden sonra. Bir nevi <strong>yanımdaki gazetemi okuyormuş</strong> gibi hissettim. Neyse ki ikimizde Türkçe dublajdan nefret ettik. Sonra şöyle bir baktım da otobüsün en idare eder adamıydı. Malum bayan yanı anlayışı varken daha iyi koltuk olamazdı. Gerçi bir daha da görmedik birbirimizi.</p>
<p>Genel olarak sıcakla uğraşıp, buz gibi olup adına serin denen denizlere girdim. Üzerimde uçan martılara simit olmadığımı çaktırmak için uğraş verirken biraz yüzüp, simitle, kollukla denize girenlere hava attım. Bir kaç kere <strong>en derinde yüzen insan ünvanı</strong>nı alsam da <em>(in your face, in your face) </em>boneli bir eleman beni geçti. Bana bakıp <strong><em>naber</em></strong> diye bir bakış attı. Bende <strong><em>sana ne lan</em></strong> diye bakış attım. <strong><em>Anlamadım</em></strong> diye bir bakışla yanıt verdi. Bende <em><strong>yürü git</strong></em> bakışı ile işi bitirdim. İlkokul çetesi misali beraber denize gelen, 3 adım atıp “orası boy mu?” diye soran delikanlılar gelince denizden çıktım. Neyse ki bu sene beyaz tişörtleri ile denizde yüzen teyzeler yoktu. Gözlerimi çok fazla kapatmam gerekmedi. Bir de dönüp dönüp “paletler neden turuncu lan?” diye düşündüm.</p>
<p>Arada bir akşamları kordona da indim. Ankara’da bayrak satmaya çalışan gençlerin, tatil yöresi tiplerini gördüm. Kaplıca için davetiye vermeye çalışsalar da, bayrak satanlar gibi bana çok yaklaşmadılar. Aslında bu epey koydu bana. Hani sanki hepsi<strong> işsiz</strong> olduğumu anlamıştı. Neyseki son akşam delikanlının biri gelip davet etti benimle. Hemen kaynaştık. O bana dil dökerken bir <strong>25</strong> metre kadar yürüdüm. Ama davetiyeyi almadım. Öğrenciymiş falan filan. Lafı da yapıştırdım. Ben de işsizim dedim.</p>
<p>Litrelerce soğuk su içip, kb’lar ile internete girerken geldi geçti tatil. Evliliğin el kitabı için <strong>bilmem kaç + 11</strong> madde keşfettim. Tatilde yapılmayacak 10 şey rekorlarını kırıp biraz kod yazdım. Artık kendi sudoku oyunum var. Ama bir kere tam oynadım. Onun haricinde yazınca bıraktım.</p>
<p>Bütün şeylerin ardından eve dönüş biraz yorucuydu. Geleneksel mide problemlerim uzatmalı sevgilisi, migren ağrıları ile birlikte vakit geçirdi bedenimde. İğrenç kahverengi olduğum yetmezmiş gibi bir de bu hastalıkları çektim otobüste. Bu sefer yanımdaki elemanla hiç konuşmadım. Oda benimle konuşmadı. Ama yanımdaki koltuğun önünde koltukta oturan benden biraz daha, yanımdakinden epey kahverengi kız epey garipti. Bir koltukta yatılabilecek 750 farklı pozisyonu denedikten sonra(bir ara koltuğun oturma kısmına sırtını koymuştu!) koltuğun ne kadar geriye yatırılacağını da keşfetti. Hatta bir ara burnu iki koltuğun arasındaydı. Her uyandığında da sanki onu uyarken görmemişiz gibi, her parlak objede saçını başını düzeltti.</p>
<p>Hostun bir kere sallama çayımı vermeyip sadece sıcak su vermesi, bir kerede benim ve yandaki elemanın keklerimizi gasp etmesiyle yol bitti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/08/gittim-gezdim-geldim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kpss ve diz çökün köleler</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/07/kpss-ve-diz-cokun-koleler/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/07/kpss-ve-diz-cokun-koleler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 12:52:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[dolmuşçu abiler birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kpss]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=442</guid>
		<description><![CDATA[Bir çok işsiz(!) türk gencinin yaptığını yaptım bende. Sıcak havada, deniz kenarında, elimde soğuk içeceğim mavilere dalıp gitmek varken (yazar burada hayal görüyor) bende diğer arkadaşlarla sınava girdim. Her gencin tatması gereken bir tecrübe sanırım. Zaten insan mezun olduktan sonra böyle uzun uzun sınavlar arıyor doğal olarak. İlk yola çıkışımızda ise kendimi ilkokul servisinde hissettim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çok işsiz(!) türk gencinin yaptığını yaptım bende. Sıcak havada, deniz kenarında, elimde soğuk içeceğim mavilere dalıp gitmek varken <em>(yazar burada hayal görüyor)</em> bende diğer arkadaşlarla sınava girdim. Her gencin tatması gereken bir <strong>tecrübe </strong>sanırım. Zaten insan mezun olduktan sonra böyle uzun uzun sınavlar arıyor doğal olarak.</p>
<p>İlk yola çıkışımızda ise kendimi ilkokul servisinde hissettim. Başlı başına ilginç insan grubu olan <strong>dolmuş şoförü </strong>abilerimizden biri sağ olsun yol boyunca yakın olan tüm okulları anons ederek bizi bilgilendirdi. Turistik gezi gibiydi. Yolda da kaza olunca diğer sınavzede arkadaşlarla şakalaşıp samimiyet kurduk. Dolmuşçu abimiz ise yanındaki bir başka dolmuşçu olduğunu tahmin ettiğim abiye bakıp &#8220;<strong>bak daha yarım saat var hepsini yetiştirdik&#8221;</strong> diyerek, eğitime verdiği önemi, devlete memur alımı ile yaşadığı sevince hepimize gösterdi.</p>
<p>Aslında bir çok yarışmacının yaptığının yanında çok bir şey değildi benim ki. Malum aylardır sınava hazırlanan arkadaşlar var. Hatta gördüm. Salona girerken bile sınava hazırlanan arkadaşlar vardı. Benim ise sınava hazırlandığım süre sınava gitmek için harcadığım süreden daha kısa. Sadece pazar öğleden sonra oturumu için acaba bu sefer ne soracaklar diye çıkacak alanlara baktım. Kapı da sayfalarca notları<strong> tekrar okuma</strong> derdinde olanları gördükçe kendime kızdım. Tuğla boyutundaki kitapların her sayfasının her satırını fosforlu kalemle silmelerine şaşırdım.<br />
Hatta ne kadar umursamaz olduysam cumartesi sınavdan sonra iki arkadaşla oturup bir de olayların kritiğini yaptık. Sınav sisteminde, bazı sorulardan, sınav sistemlerinin çocukların beyninde yarattığı düşünsel duvar ve sınırlardan bahsettik. Büyük şehirler ile küçük şehirleri karşılaştırdığımız sohbette arkadaşlar bir de oy çokluğu ile iyi bir iş bulacağıma karar verdi. <em>(Benim arkadaşlar öyle işte.)</em></p>
<p>Ayrıca ailem bir kez daha beni sınava yalnız gönderdi. Oysa dışarıya arabaları ile sıra olanlar, oğullarını askere gönderircesine sarılan babalar vardı.</p>
<p>Sınav daha önce zilyon defa <strong>sınava damacana ile girilmesi</strong>ni eleştirmiştim. Bu sefer meyve suyu da gördüm. Aslında vantilatör klima falan bekliyorum ama ekonomik kriz sanırım bizi meyve suyu ile idare etmeye zorladı. Ama gördüğüm kadarıyla hepimiz yeni silgilerimizi almıştık.</p>
<p>Her şeyden önce dışarıdan bakınca bazı rakiplerin devlet memuru olamamasını diledim içimden. Bunda başı çeken arkadaşlar, arka arkaya <strong>bu kitapçık almanca için</strong> diyenler.  Kitapçığın kapağını bile okumaktan aciz olduklarından onların memur olmaması hepimizin hayrına diye düşünüyorum. Bu arkadaşların bir diğer grubu ise genel yetenek ve genel kültür  sınavından sonra yabancı dile geçerken ilk sınav kitapçığını ve cevap anahtarını vermek istemeyen arkadaşlar.</p>
<p>Tabi bak bu adam lazım dediklerimde oldu. Mesela kapıdaki görevli kesici delici aletlerimizi dışarıda bırakıp girmemizi isterken peki kalem diye yüksek sesle soran, şaka yaptığını tahmin ettiğim arkadaş. Mutlaka alınmalı devlete.</p>
<p>Ayrıca sınav gözetmenlerine de hayran kaldım. Cumartesi günkü teyze, kendisi sınav kitapçığını ezberlediği halde nedense 10 tane kuralı okumak istemeyip konuşup durdu. Kendisi ile kötü bir başlangıç yaptık. Ama zaten ilişkimiz yürümezdi. Kendisi ilk önce telefonumu almak istemedi. Muhtemelen <strong>beni sınava almayacağını düşünerek</strong> kendisini büyük adam gördü. Fakat bina sorumlusuna gidecek karakterde olduğumu hesaplayamadı. Sınıfa geri dönünce ateş saçan gözleriyle baksa da bina sorumlusuna verdim lafını alınca susup kaldı.<br />
Tabi kendisiyle atışmamız bu kadarla sınırlı değil. Üzerinde 7 kat elbise, masasında bilumum kırtasiye ürünleri yanında bavul boyutunda çantalar olan arkadaşları bırakıp, genel kültür ve genel yetenek sınavında, giriş belgemi içinde götürdüğüm<strong> ekonomi kitabımı</strong> aldı. Bunları getirmemeniz kitapçıkta yazıyor dedi. Ama ben de su, sakız falan yazıyor mu diyerek altta kalmadım.<br />
Teyzenin tek vukuatı da bu değil. Kitapçık kodunu ufak yazarak uzaktan başkasının kitapçığını farketmemizin önüne geçmeye çalışan ösym&#8217;ye <strong>büyük bir kazık </strong>atarak sıra numaralarımızı ve kitapçık türlerimizi salonda yüksek sesle okudu. Sayesinde nerede hangi kitapçık var çok iyi öğrendik.</p>
<p>Pazar günkü oturumda adını daha yeni duyduğum konulardan sınava girerken sınav öncesinde gözetmenin cümleleri beni hayata döndürdü. İlk yarım saat onunla g<strong>öz göze gelip</strong> durumu farkettirirsek lavaboya gidebileceğimizi bildirdi. İnsanlarla göz göze bakmak bile yorucu iken, <strong>pala bıyıklı amca</strong> ile göz göze gelip bir de be ben bir gidip demenin yarattığı korku ile bırakın göz göze gelmeyi başka adama bakamadım bile.</p>
<p>Diğer yandan sanırım toplamda <strong>600&#8242;e yakın</strong> soru içeren kitapçıkların arkasına, kitapçıklarımın sayfalarının tek tek inceleneceğini, eksik sayfa olduğu takdirde sınavımın geçersiz sayılacağını yazan ösym&#8217;ye teşekkür ediyorum. Sınavda hayatımı şenlendirdiler. Ösym ya hiç kitapçık incelemedi, yada hiç sayı saymadı.</p>
<p>Ayrıca sınavların kapanışını çalan 3310 telefonuna &#8220;<strong>abi sen arayınca bastım gaza geldim, ayağım acıdı ben acımadım</strong>&#8221; diye cevap veren dolmuşçu abiler birliğinin, güzide üyesine teşekkürü bir borç bilirim. Her ne kadar ne dediğini anlamasam da.</p>
<p>Sonuç olarak kpss&#8217;nin bana verdiğim 75 lirayı amorte edecek bir faydası olacak mı emin değilim. Tabi buna sabahın köründe kalkmamın ve verdiğim yol paralarının maliyetini eklemedim. Fakat kaba taslak diyebilirim ki büyük şehirlerde ki okul kantinlerine ve toplu taşım araçlarına büyük bir faydası dokundu. Hatta ösym&#8217;nin belediyeler ile anlaşıp uyuz sınav yerleri çıkarttığına emin bile olabilirim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/07/kpss-ve-diz-cokun-koleler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk insanı ve otonom sinir sistemi</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/06/turk-insani-ve-otonom-sinir-sistemi/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/06/turk-insani-ve-otonom-sinir-sistemi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 20:48:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[farkettim]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<category><![CDATA[havai fişek]]></category>
		<category><![CDATA[otonom sinir sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=433</guid>
		<description><![CDATA[Malum genelde insanları toplu bulduğum yerlerde şöyle bir göz gezdiririm. Sınıflara ayırırım. Dil, din, ren, ırk, cinsiyet değil. Benim ayırmam daha garip. Hani lokantaları, kafeleri, fiyatına, kalitesine göre ayırmak yerine garsonların kıyafetlerine ve duvardaki vergi levhasının yerine göre ayırmam gibi. Neyse bunları bir kenara bırakırsak bu gün Türk halkını kontrol etmenin ne kadar kolay olduğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Malum genelde insanları toplu bulduğum yerlerde şöyle bir göz gezdiririm. Sınıflara ayırırım. Dil, din, ren, ırk, cinsiyet değil. Benim ayırmam daha garip. Hani lokantaları, kafeleri, fiyatına, kalitesine göre ayırmak yerine garsonların kıyafetlerine ve duvardaki <strong>vergi levhası</strong>nın yerine göre ayırmam gibi.</p>
<p>Neyse bunları bir kenara bırakırsak bu gün Türk halkını kontrol etmenin ne kadar kolay olduğunu fark ettim. Hani belki bize özgü bir durum değildir bu. Ama daha global anlamda fark edecek çalışmaları gerçekleştiremedim. Hani aslında çoğumuz <strong>eğitimli maymunlar</strong> gibi hareket ediyoruz. <em>(Yazar burada maymundan geldiğimize dair bir fikir belirtmiyor. Ama olmaz da demiyor. O konuda bir farkındalık yaşamadı henüz.)</em></p>
<p>Bu günde böyle insanların fazlasıyla kalabalık olduğu bir alana uğradım. Hani böyle standı kurmuşlar, ışıklar tamam, ses diyaframımızı titretiyor. jimmy jib üzerimizde geziyor. Sağda solda her yerde insan. Hepimiz bir <strong>dürtü </strong>ile beş dakikada bir cüzdanımızı kontrol ediyoruz. Şöyle bir baktım da hepimiz mi aynıyız lan?</p>
<p>Kısa bir izleyiş ile şunları fark ettim. Normalde aynı anda fotoğraf çektiremeyen, illa birinin başka yöne baktığı ya da gözünü yumduğu<em>(zaten bu nedenle fotoğraf albümlerimizin yarısı aynı resimlerle doludur.)</em> biz mükemmel ötesi bir <strong>ritim</strong> duygusuyla alkışlıyoruz.(Biz derken ben yokum. Doğrusu onlar.) Dahası o da değil. herkes aynı şekilde alkışlıyor. Hatta dikkatli dinlerseniz, alkış sesinin bir noktadan çıkıp nasıl yayıldığını bile duyabiliyorsunuz. Aynı <strong>slogan</strong> gibi. Onun tek farkı bir tur geç başlanıyor. Hani meydana onbeş(sayıyla 15) adam yerleştirsen, alkışlan dağı yıkarsın. Zaten slogan örneğini denemişliğim bile var.</p>
<p>Otonom sinirlere emanet ettiğimiz bir diğer konu ise zıplama olayı. Hani aslında <strong>ortalama beden kitle endeksi</strong>ni düşündüğümüzde zıplama dememek daha doğru. Olay ayak uçlarını yerden kesmeyip, &#8220;bakın topuklarım ne kadar yükselebiliyor&#8221; gösterisi. Eğer, tercihen 10 yıl marşı, yada grubun fikir yapısına uygun bir marşı çalarsanız, lider denen adamada el sallatırsanız, Türk halkı otomatik olarak zıplamaya, daha doğrusu topuklarını yerinden kaldırmaya başlıyor. Zaten beynin her türlü lobu kapanıyor bu anda. İşin güzel yanı hareketin bir <strong>salınım</strong> ile uzun süre korunabilmesi.</p>
<p>İzlenimlerim sonucu karar verdiğim bir diğer olgu ise, ışıklı yanan parlak cisimlerden hoşlandığımız. Hele bir de patlıyorsa değmeyin gitsin. İşte bu noktada <strong>havai fişek</strong> dediğimiz ürün imdada yetişiyor. Zaten 2010 istanbul kültür başkenti diye boşuna o kadar atmadık havaya. Eğer beklemediği bir anda havai fişek kullanırsanız halkımız çok seviniyor. Hepimizin bilinçaltı bir tanesinin en yükseğe, en yükseğe çıkmasını istiyor. Hatta öyle patlasa ki iki(sayıyla 2) km&#8217;den görünse istiyor. Eğer birde küçük patlamalardan sonra bir tane büyük patlatabilirseniz, bir ortak &#8220;aaa&#8221; ifadesi almanız işten bile değil. Tabi bu ifadeyi &#8220;ooo&#8221; yapmak yine sizin elinizde.</p>
<p>Dediğim üzere, bu türk halkı bir çok şeyi çoktan otonom sinir sistemine emanet etmiş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/06/turk-insani-ve-otonom-sinir-sistemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>evlilik psikolojisi</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/06/evlilik-psikolojisi-2/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/06/evlilik-psikolojisi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 20:16:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[çift kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[yinyang]]></category>
		<category><![CDATA[yüzük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=431</guid>
		<description><![CDATA[Malum olayları en gereksiz yanlarına bakmak gibi bir takıntım var. Hani aslında istemeden oluyor. Hani herkes ormanı beğenirken, ben neden yeşil olduğunu düşünüyorum.(ağaçları görüyorum diyeceğim sandınız ve yanıldınız) .  İşte geçende şöyle bir evlilik konusunu aldım önüme. Şimdi fark ettim ki evlilik konusu ilginç. Hani olayın her türlü fiziksel kısmını kenara bırakıyorum. Yazının ilgi alanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Malum olayları en gereksiz yanlarına bakmak gibi bir takıntım var. Hani aslında istemeden oluyor. Hani herkes <strong>ormanı</strong> beğenirken, ben neden yeşil olduğunu düşünüyorum.<em>(ağaçları görüyorum diyeceğim sandınız ve yanıldınız)</em> .  İşte geçende şöyle bir evlilik konusunu aldım önüme.</p>
<p>Şimdi fark ettim ki evlilik konusu ilginç. Hani olayın <strong>her türlü fiziksel kısmı</strong>nı kenara bırakıyorum. Yazının ilgi alanı o değil. Hani gerekirse yazarım da bu blog da olmaz. Zaten olay boy kilo ve vücut ölçüsü vermek o yanda.<em>(zaten kimse standardın altında da değil)</em></p>
<p>Şimdi işin romantik tarafını düşününce iki insanın işte hayatlarını birleştirmesi, mallarını bölüşmesi falan. Hani en azından <strong>toplumun gösterdiği, görmemizi beklediği bu</strong>. Hemen beyaz gelinlikler, süslü arabalar ve arabanın önünü kesen çocuklar. Ama bana kalırsa süreç bambaşka.</p>
<p>Şimdi evliliğin en başlangıcından başlayalım. Bir kere evlilik teklifi olayı ilginç.  Hani olayı toplumun gösterdiği iki kişinin hayatını birleştirmesi açısından bakalım. Bu iş biraz daha kompleks olmalı. <strong>Hani yüzüğü al, git sor.</strong> Sıkıcı be arkadaşım. Hani siz <em>yüzüğü ayarlayın. kızı gösterin. gidip sorayım</em>. Ne var bunda? Zaten sinema bu konuyu ısıtıp ısıtıp abartıyor önümüze. Yok pastaya koymalar, yok şampanyaya atmalar. Her zaman acaba kız yüzüğü yutacak mı sorusu.  Öncelikle bu olay değişmeli. Ne o çiftleşme döneminde bağıran kediler gibi.</p>
<p>Bir diğer konu ise yüzük meselesi. Hani öyle <strong>pırlantası</strong> falan değil takıldığım. Hani şu yüzüğün bir güvence olarak algılanması saçma. Karşı tarafın yüzüğünü görmeyince beni aldattı mı düşüncesi. Abicim bir güvenin karşı tarafa. Hani güvenme işini de geçtim neden yüzük? Kolye, küpe olmaz mı? Madem sembol olması lazım toka versek sevdiğimiz kızlara. Hem marjinal faydası daha yüksek değil mi? Ya da kızlar kemer alsa evlenmek istediklere erkeklere. Zaten yüzükten daha bağlayıcı olmaz mı kemer?</p>
<p>Ayrıca isteme meselesi toplumsal bir problemimizi gösteriyor.<strong> Aşırı korumacılık.</strong> Bakın amerikan romantik komedilerine. Olmadı sıradan dizilerine. Delikanlı evleneceği kızın babasına haberin olsun ben teklif edeceğim der. Sonra yukarıdaki sıkıcı süreç işler. işte yüzük, diz çökme falan. Bizde ise oğlanın ailesi kızın ailesinden kızı ister. Kız için para verir. Kız kahve getirir. Gençler anlaşmış olayı. Zaten çoğu zamanda bu olayın öncesinde hamam durumu vardır. O değil hamamda da nasıl kız beğenilir. Hani pastanede, lokantada olmayıpta hamamda olan nedir?Hen annenin zevki ile oğlanın zevki ne derece uyar?</p>
<p>Bütün bu süreç saçmalıklarını bir kenara bırakır, küreselleşen dünyada düşünüp psikolojik olarak yorumlarsak evlilik çok da sağlıklı değil gibi. Hani aynı adam veya kadınla, yaşıyorsun, sabah beraber kahvaltı, beraber işe git, akşam gel yemek ye, beraber televizyon, beraber alışveriş. Yat beraber kalk beraber. Zaten aynı yastıkta kocama durumu. Tam <strong>çift kişiliklilik</strong> örneği olsa gerek. Zaten kişisel olarak en beğendiğim yönü de bu. Hele bir de çocuk olunca üç kişiliklilik.</p>
<p>Zaten şurada <a href="http://www.canosayan.com/2010/05/evlilik-yemini/">evlilik yemini</a>ni yazalı ne oldu.</p>
<p>Tabi bu konuları açmışken bir de <strong>damatlık </strong>olgusu var. Hani gelinliğin bile ömürde giyilme sayısının 1&#8242;in biraz üzerinde olduğunu düşünürsek, damatlık diye bir giysi uydurmanın ne manası var. Buda olsa olsa babalar günü kıvamında bir olgu olabilir bence. Hani annelere ikinci babalara 3. hafta. Kadınlara beyaz erkeklere siyah. Sanırsın yinyang.</p>
<p>Neyse artık. Yine de bu yazıyı gösterip terk etmeyin yengeyi yada enişteyi. Yapmak lazım bir tane. Bir de içeriden bakıp değerlendirme lazım tabi. Gerçi bu yazı üstüne benim şans nedir onu da bilmiyorum hiç..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/06/evlilik-psikolojisi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>test bağımlısı</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/06/test-bagimlisi/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/06/test-bagimlisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 18:23:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni ürün]]></category>
		<category><![CDATA[doldurgaç]]></category>
		<category><![CDATA[öss]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[testmatik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=427</guid>
		<description><![CDATA[Her öğrencinin hayatında en az bir kere (benim için belki zilyon defa) sorduğu bir soru ve bozularak aldığı bir cevap vardır. Hocam test mi sorusu ve hayır cevabı. Malum her türlü sınavı test ile yapıp, 4 yanlışa bir doğru götürtürken hala hocalarımız test yapmayı kavrayamaz. Zaten Türkiye&#8217;de yapılan ne kadar testtir o da tartışılır. İşte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her öğrencinin hayatında en az bir kere (benim için belki zilyon defa) sorduğu bir soru ve bozularak aldığı bir cevap vardır. <strong>Hocam test mi </strong>sorusu ve <strong>hayır</strong> cevabı. Malum her türlü sınavı test ile yapıp, 4 yanlışa bir doğru götürtürken hala hocalarımız test yapmayı kavrayamaz. Zaten Türkiye&#8217;de yapılan ne kadar testtir o da tartışılır.</p>
<p>İşte ben bu test zırvası ile ilk olarak ilk okulda<strong> kitaplar çantalarda dururken aldığımız</strong> dergilerle tanıştım. O zamandan beri de  <a href="http://www.canosayan.com/2009/09/c-v-gitsin-basvuru-formu-gelsin/">cv</a> işine olduğum gibi bu test işine de az biraz gıcığım.  Gerçi o zaman optik form yoktu. Hocanın her teste uyan asetattan ortak bir cevap anahtarının belirli yerleşimi ile okunurdu testler. Hani aslında bir öncekinin cevaplarını birer alta kaydırınca oluyordu yeni cevap anahtarı. Tabi ben bunu keşfettiğimde ilkokul bitmişti.</p>
<p>Zaten daha o zamandan kodlama işini sökmüştük, bir kaç kişi. Gerçi sistem az biraz farklıydı. <strong>Ceyhan </strong>yerine<strong> Cent</strong> diyorduk biz. Cent ne lan derseniz hemen söyleyeyim. İslamiyet tarihinden çıkmış bir kentti kendisi. Tabi o zaman coğrafyamız ilçeler düzeyine inmemiş ve ceyahan&#8217;ın potansiyelini keşfedememiştik. Yaş düzeyiyle de edirne&#8217;ye gerek yoktu.</p>
<p>O zamandan bu zamana pek tanıdık kalmadı. <strong>Facebook</strong> çıkınca arayıp bulmadım da  oçocukları. Zaten 6 sınıfta bilgisayar dersi olan okul uğruna <strong>satmıştım</strong> hepsini. Bak şimdi hatırladım Nedim vardı. Mert vardı. Hatta Mert, gökçe ve ben bilgi yarışmasına katılmıştık. Övünmek gibi olmasın alemin ikinci zekisiydim. Birinci mertti. Kesin şimdi bir yerlerde <strong>doktora</strong> yapıyordur. O zamandan dedikleri bana bile uçuk geliyordu.</p>
<p>Neyse şu test mevzusuna dönelim.</p>
<p><img class="alignright" title="test" src="http://www.canosayan.com/dosya/2010/06/test.png" alt="" width="300" height="300" /></p>
<p>İşin çok ilginç bir yanı var burada. Yıllardır test ile iç içe yaşayan bir milletiz. Ama her sene öss&#8217;de kaydıran 100 kişi çıkıyor. Hani muhtemelen siz daha çok duyuyorsunuz. Benim bahsettiğim gerçekten kaydıranlar. İşte bende bu son zamanlarda, her üniversite bitirmeye y</p>
<p>aklaşan <strong>Türk genci </strong>gibi ales, kpds kpss geziyorum. Çevreme bakıp, gözetmenleri gerizekalı olmakla itham edip, herkese ya gözüm kapalı yaparım ben mesajı veriyorum. Okul kapısında hadi ara lan üstümü pozu verip, yanında damacana ile girenlere bıyık altında gülüyorum. Gerçi sonra hep foyam ortaya çıkıyor. Bende doğuştan yuvarlakları tam dolduramıyorum.</p>
<p>İşte kendim gibi olan binlerce türk gencine derman olacak bir alet tasarladım bu yüzden. Sağolsun fikirde açıköğretim sınavında geldi. İşte bu sağda gördüğünüz alet <strong>işaretlematik. </strong>Alternatif olarak işartletgeç, doldurgaç da olabilir. Zaten önemi olan <strong>işlevi.</strong></p>
<p>Şimdi tabi bu gördüğünüz prototip. Zaten iki dakika içerisinde çizdim. Eğer planladığım gibi olursa bu alet hem taşırarak doldurmalara, hemde kaydırmalara iyi gelecek. Hatta ösym sınav ücretlerini 1 lira daha abartık bunlardan sınavın yanında verebilir. Kullanımı ise son derece basit. optik forma uygun delik  grubunu seçiyorsun. Formun üzerine koyup karalıyorsun. Yok eksik oldu, yok çok abarttım, ya yandakine geçerse derdine son. Yandaki ince boşluk ise soru numarasını kontrol etmek için.</p>
<p>Tabi bunun geliştirilmesi de mümkün. Mesela sağ tarafına okunmuş pirinç haznesi yapılabilir. hatta benim bol şans dilediğim yere sponsor reklamları alınabilir. Yada <strong>en az üç çocuk</strong> gibi sosyal mesajlar. Bir diğer imkan ise tiki kızlarımız için bu aleti aynadan yapabiliriz. Böylece sınav süresince kendilerini görerek motive olabilirler.</p>
<p>Sonuç olarak bu aleti yapan olursa ben alır kullanırım. Sanırım yanında 10 farklı çeşit 12 kalem, benim hayatım boyunca kaybettiğim kadar silgi getirmekten daha manalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/06/test-bagimlisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>evlilik yemini</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/05/evlilik-yemini/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/05/evlilik-yemini/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 May 2010 15:15:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[farkettim]]></category>
		<category><![CDATA[türk insanı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[eş olarak kabul ediyor musun?]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik yemini]]></category>
		<category><![CDATA[gelini öpebilirsin]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkta sağlıkta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=425</guid>
		<description><![CDATA[Hani bu zamana kadar evlilik olayının belediyelere kalması hep ilgimi çekmişti. Hani başbakanlık var, kadın ve aileden(ailede erkek yok) sorumlu devlet bakanı var. Mor çatı var. Nüfus idaresi var. İsimleri yanlış yazan nüfus memuru var. Hiç olmadı altın günlerinin favorisi çöpçatan teyze var. Ama evlendirme işini belediyenin memuru yapıyor. Hani dün kaldırım süpürüyordum bu gün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hani bu zamana kadar evlilik olayının belediyelere kalması hep ilgimi çekmişti. Hani başbakanlık var, <strong>kadın ve aileden</strong><em>(ailede erkek yok)</em> sorumlu devlet bakanı var. Mor çatı var. Nüfus idaresi var. İsimleri yanlış yazan nüfus memuru var. Hiç olmadı altın günlerinin favorisi çöpçatan teyze var. Ama evlendirme işini belediyenin memuru yapıyor.  Hani dün kaldırım süpürüyordum bu gün nikah memuruyum hesabı.<em>(Yazar burada kaldırım süpürenlere hor gözle bakmıyor. Aksine nikah memuruna laf atıyor.)</em></p>
<p>İşte devlette bu kadar iş yapacak adam varken,  bu işi belediyelere verince de iş böyle oluyor. Şimdi zaten ilginç meselelerden biri devletin bizi karı koca ilan etmesi. Zaten ilan dedikleri de salondakilere duyurmaktan ibaret. Aslında düşününce <strong>resmi gazeteden</strong> de haber verseler havalı olmaz değil. Hatta böylece davetiye gibi bilumum masraflarında önüne geçilebilir. Bir de gazete ilanı: <strong>Evlendim. Hükümsüzüm.</strong></p>
<p>Benim merak ettiğim bu evlilik yeminin nasıl ortaya çıktığı. Hani hep olur, yüzlerce meraklı bakışın altında, ne yapsam gülüp alkışlayacaklar tavırları arasında, kolunda siyah defteri ile gelen yakası pırpırlı adam sorar:</p>
<blockquote><p>İyi günde, kötü günde hastalıkta, sağlıkta birbirinize destek olacağınıza söz vererek bize nikâh akdinin oluşması için başvurdunuz. Şimdi de şahitler huzurunda sen filancanın oğlu/kızı, falancanın kızını/oğlunu hiçbir baskı altında kalmadan karın/kocan olarak kabul ediyor musun?</p></blockquote>
<p>İşte bunun sonunca evetler, ve bende sizi karı koca ilan ediyorum. Al kızım kocanın<strong> tapusu</strong> falan.<em>(Hatta yöresine göre ayağına bas, hadi sen çiçeği at ilk tutanı baş göz edelim şurada.) </em>İlkokulda herkesin yaya yaya içtiği and gibi bunu da görmezden geliyoruz halk olarak. Aklımız hemen nikah şekerine, ve çeyreğin çeyreği altına kayıyor. Zaten şekerler bayat. Altınlarda oğlanın sünnetinde gelmişti.</p>
<p>Oysa bakın amerikan filmlerine. Yemini kendi yazma olgusu var. Gerçi genel olarak yazamama, fakat rahibin önünde <strong>shakespeare</strong> kesilme durumu onlardaki. Zaten onlarda bir de peder öpüşme izni veriyor. Sonra oğlan kızı kucaklayıp kapıdan geçiriyor. Arabaya teneke bağlıyorlar.<em>(bizde de çocuklar bağlanıyor tabi. unutmamak lazım) </em> Hiç olmadı las vegasta 20 dolara Elvis Presley tipinde bir adam evlendiriyor.</p>
<p>Şimdi bizim yemini parçalara ayırıp incelersek <em>(evet tümdengelim)</em> olayın aslında bir sosyal dayanışma olduğunu görürüz. Şöyle ki birbirimizi seveceğimize, saygı duyacağımıza falan yemin etmiyoruz. <strong>İyi günde, kötü günde hastalıkta, sağlıkta birbirinize destek olacağınıza </strong> yani siz birbirinize destek olun hem de <strong>Şimdi de şahitler huzurunda</strong> ile bakın şahitimizde var durumu bizimki.</p>
<p>Bir diğer yandan ise ölüm sizi ayırana kadar olayı hiç yok. Malum belki oğlan bunun üzerine 3 tane daha alır.  Belki erkek çocuk doğuramaz. Girilir mi ömür boyu riskine. Zaten böyle şart olsa, yanlışlıkla fare zehiri içmeler ve damdan düşmeler alır başını gider ülkemizde.</p>
<p>Zaten bir de Osman kızı Zeynep tarzı ile aileleri de işe dahil etme durumu var. Hani tam ticari anlaşmanın garantör, kefil kısmı. Zaten insanı canında bezdiren bir kısmı var ki oda hiç bir baskı altında kalmadan kısmı. İnsanın söylerken inanası gelmiyor Türkiye&#8217;de</p>
<p>Sonuç olarak böyle evlilik yemini ettirince kimse adam yerine koymaz tabi ki. Sen birbirlerini seveceklerine yemin ettirmiyorsun ki insanları. Saygı duyacaklarından bahsetmiyorsun ki. Hani al oğlum sen bu kıza para ver, karnını doyur, al kızım sende bu adama yemek yap, çamaşırını yıka bizimkisi.</p>
<p>Olmaz böyle. tez zamanda yemin değişmeli. Hatta kişiler davetiyeye yazı yazar gibi bunu da yazmalı. Zaten bu mevcut  evlilik yeminini alıp, üniversite hayatını öğrenci evinde geçiren kişilere ettirsen yine uyar.</p>
<blockquote><p>Mehmet ve Veli. iyi günde, kötü günde, hastalıkta sağlıkta, her durumda hiç bir baskı altında kalmadan, kirayı düzenli olarak ödeyeceğinize söz veriyor musunuz? Veriyorsanız ev arkadaşı ilan ediyorum.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/05/evlilik-yemini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>bu aralar bana bir haller oldu</title>
		<link>http://www.canosayan.com/2010/05/bu-aralar-bana-bir-haller-oldu/</link>
		<comments>http://www.canosayan.com/2010/05/bu-aralar-bana-bir-haller-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 10:27:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>canosayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[kod]]></category>
		<category><![CDATA[ordan burdan]]></category>
		<category><![CDATA[beğenmedim]]></category>
		<category><![CDATA[bitirme]]></category>
		<category><![CDATA[endüstri mühendisi]]></category>
		<category><![CDATA[mysql]]></category>
		<category><![CDATA[php]]></category>
		<category><![CDATA[sırt ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.canosayan.com/?p=421</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanda hem bitirme telaşı, hem iş bulacak mıyım stresi falan filan çok değiştirdi beni. Neredeyse bir aydır şuraya iki satır bile karalamadım. (aslında iki satır karalardım. ama iki satır karalayıp blog yazısı diye etiket vurmayı tembelce ve ahlaksızca buluyorum. Zaten 140 karakterin altındaysa paşalar gibi twitter var.) Şu aralar bitirme ödevinin etkisiyle hayatımı programlamaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanda hem <strong>bitirme telaşı</strong>, hem <strong>iş bulacak mıyım</strong> stresi falan filan çok değiştirdi beni. Neredeyse bir aydır şuraya iki satır bile karalamadım.<em> (aslında iki satır karalardım. ama iki satır karalayıp blog yazısı diye etiket vurmayı tembelce ve ahlaksızca buluyorum. Zaten 140 karakterin altındaysa paşalar gibi twitter var.)</em></p>
<p>Şu aralar bitirme ödevinin etkisiyle hayatımı programlamaya adamış durumdayım. Hani apaçık bir şekilde <strong>boş zamanlarımda program yazarım</strong> durumu. Zaten bu süre zarfında da sık sık kendime hatırlatma gereksinimi hissediyorum. Ben bilgisayar değil <strong>endüstri mühendisi</strong> olarak mezun olacağım.</p>
<p>Tabi tek sıkıntı bu değil. Bir sandalyede oturup, bir ekrana bakarak yüzlerce satır kod yazmanın bazı olumsuz yanları daha var. <strong>Bir kere hayat bu olmamalı</strong>. Valla şimdi neden google ofisi o kadar renkli anlıyorum. Eğer o adamlar benimle  aynı şartlarda çalışıyor google bırak her gün yeni bir şey çıkartmayı aramayı kapatırlardı.<br />
Tabi bir de <strong>ters açıdan</strong> bakmak lazım. Acaba o imkanlarım olsaydı ben ne kodlar yazardım.</p>
<p>Bu işin şüphesiz bir diğer sıkıntısı ise sırtımda oluşan garip ağrı. Artık kafamı önüme eğemiyorum gibi. Hani eğiyorum da bunun <strong>kas gevşetici</strong>nin etkisi geçince bana ne gibi geri dönüşleri olacak emin değilim.</p>
<p>Bir diğer negatif etki ise rüyalarım şüphesiz. Bu gece rüyamda bir yerde nasıl bir mantık hatası yaptığımı gördüm. <strong>Sabah kalktım düzelttim. </strong>İşin ilginci hiç rüyalarımı hatırlamam.</p>
<p>Neyse artık burada biraz susayım. Ama size yazdığım kodlardan biri gösterip çileyi anlatayım. Bu aşağıdaki iki farklı listeden karşılaştırma yaparak eksik olanlar için kriter değeri ekliyor. O sırada kriterleri listeden alıp, her biri için bir form elemanı oluşturup, bunları gruplayıp, grupları ayrı ayrı toplayarak, ve bütün bu bilgilerin transpozunu alarak bir başka tabloya kaydediyor.</p>
<pre>
<div id="_mcePaste">if($_GET['tip']=="ekle")</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">if($_GET['adim']=="")</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">//şimdi değerlendirme yapılmamış bölümleri bulmak lazım.</div>
<div id="_mcePaste">//bir sütunu diziye alalım.</div>
<div id="_mcePaste">$bolumler=array();</div>
<div id="_mcePaste">$i=1;</div>
<div id="_mcePaste">$sql='SELECT `ad` FROM bolum';</div>
<div id="_mcePaste">soruncoz('Diziyeal sorgusu:'.$sql);</div>
<div id="_mcePaste">$sorgu=mysql_query($sql);</div>
<div id="_mcePaste">while($sonuc=mysql_fetch_array($sorgu))</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">$bolumler[$i]=$sonuc[0];</div>
<div id="_mcePaste">$i=$i+1;</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">unset($i,$sql,$sorgu,$sonuc);</div>
<div id="_mcePaste">//degerlendirilmiş bölümler</div>
<div id="_mcePaste">$agirlikli=array();</div>
<div id="_mcePaste">$i=1;</div>
<div id="_mcePaste">$sql='SELECT `bolum` FROM kriterdeger ';</div>
<div id="_mcePaste">soruncoz('Diziyeal sorgusu:'.$sql);</div>
<div id="_mcePaste">$sorgu=mysql_query($sql);</div>
<div id="_mcePaste">while($sonuc=mysql_fetch_array($sorgu))</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">$agirlikli[$i]=$sonuc[0];</div>
<div id="_mcePaste">$i=$i+1;</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">unset($i,$sql,$sorgu,$sonuc);</div>
<div id="_mcePaste">//diziden dizi çıkarsa 0 kalmaz.</div>
<div id="_mcePaste">$agirliklanmamis=array_diff($bolumler,$agirlikli);</div>
<div id="_mcePaste">if(count($agirliklanmamis)==0)</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">//e hepsi olmuş bunun</div>
<div id="_mcePaste">basarili('Ağırklıklandırılmamış bölüm bulunmamaktadır. Eğer mevcut ağırlıklandırılmış bölümlerden birini düzenlemek istiyorsanız &lt;a href="'.$anadizin.'/kritervehedefler/agirlik/duzenle"&gt;buraya&lt;/a&gt; tıklayın.');</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">else</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">//olmayanlara form</div>
<div id="_mcePaste">form::formbaslangici('post',$anadizin.'/kritervehedefler/agirlik/ekle?adim=2','');</div>
<div id="_mcePaste">form::acilirkutu('Ağırlıklandırılmamış Bölümler','ad',$agirliklanmamis,'','','');</div>
<div id="_mcePaste">form::dugme('Ağırlıklandır','','','dugme');</div>
<div id="_mcePaste">form::formkapanisi();</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">if($_GET['adim']=="2")</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">if($_GET['ekle']!="")</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">$bolum=$_GET['ekle'];</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">else</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">$bolum=$_POST['ad'];</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">//kaç kriter var buralarda</div>
<div id="_mcePaste">$kritersayisi=say('kriter','id',$kisitlar=array('id,&gt;,0'));</div>
<div id="_mcePaste">if($kritersayisi&gt;0)</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">//tamam kriterler var</div>
<div id="_mcePaste">echo '&lt;b&gt;'.$bolum.'&lt;/b&gt; için kriterleri puanlayın. Eğer kriterin o bölüm için geçerli olmadığını düşünüyorsanız 0 değerini yazın.&lt;br/&gt;Her grup için puanların toplamı 100 olmalıdır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;';</div>
<div id="_mcePaste">//form oluştur</div>
<div id="_mcePaste">form::formbaslangici('post',$anadizin.'/kritervehedefler/agirlik/ekle?adim=3','');</div>
<div id="_mcePaste">form::formelemani('Bölüm','text','ad','gorunmez','gorunmez','gorunmez',$bolum,'');</div>
<div id="_mcePaste">$sorgu=vlistele('kriter',$liste=array('id','ad','grup','aciklama'),$kisitlar=array('id,&gt;,0'),0,$kritersayisi,'ORDER BY `grup` ');</div>
<div id="_mcePaste">//toplamak için</div>
<div id="_mcePaste">$i=1;</div>
<div id="_mcePaste">//bir tane boş grup</div>
<div id="_mcePaste">$grup=array();</div>
<div id="_mcePaste">$grupkisa=array();</div>
<div id="_mcePaste">$gruptopla=array();</div>
<div id="_mcePaste">$i=0;</div>
<div id="_mcePaste">$kriterkod="0";</div>
<div id="_mcePaste">while($sonuc=mysql_fetch_array($sorgu))</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">//sonuç geldikçe</div>
<div id="_mcePaste">if ($grup[$i]!=$sonuc[2])</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">//döngüden çıkarken</div>
<div id="_mcePaste">$i=$i+1;</div>
<div id="_mcePaste">//eğer grup adı değişti ise grubu değiştir. önceki tabloyu kapat yenisini aç</div>
<div id="_mcePaste">if ($grup[$i-1]!="")</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">echo '&lt;/table&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;';</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">$grup[$i]=$sonuc[2];</div>
<div id="_mcePaste">$grupkisa[$i]=tr(substr($sonuc[2],0,3));</div>
<div id="_mcePaste">$gruptopla[$i]='0';</div>
<div id="_mcePaste">soruncoz($grup[$i]);</div>
<div id="_mcePaste">soruncoz($grupkisa[$i]);</div>
<div id="_mcePaste">soruncoz($gruptopla[$i]);</div>
<div id="_mcePaste">echo '&lt;span style="text-decoration:underline;"&gt;&lt;b&gt;'.$sonuc[2].'&lt;/b&gt; kriter grubu için puanlama&lt;br/&gt;&lt;/span&gt;';</div>
<div id="_mcePaste">//toplam puan için bir span</div>
<div id="_mcePaste">echo 'Toplam Puan: &lt;span id="'.$grupkisa[$i].'toplam"&gt;&lt;/span&gt;';</div>
<div id="_mcePaste">echo '&lt;table style="border:1px solid blue; width:100%;"&gt;';</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">echo '&lt;tr&gt;';</div>
<div id="_mcePaste">echo '&lt;td style="width:80%;"&gt;'.$sonuc[1].'&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;input type="text" name="k_'.$sonuc[0].'" id="k_'.$grupkisa[$i].$sonuc[0].'" value="0" size="3" onkeyup="topla()" onclick="topla()" /&gt;&lt;acronym title="'.$sonuc[3].'" style="color:red; tex-decoration:underline; font-weight:bold;"&gt; ? &lt;/acronym&gt;&lt;/td&gt;';</div>
<div id="_mcePaste">echo '&lt;/tr&gt;';</div>
<div id="_mcePaste">$gruptopla[$i]=$gruptopla[$i].'+ parseInt(document.getElementById("k_'.$grupkisa[$i].$sonuc[0].'").value)';</div>
<div id="_mcePaste">soruncoz($gruptopla[$i]);</div>
<div id="_mcePaste">$kriterkod=$kriterkod.',k_'.$sonuc[0];</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">echo '&lt;/table&gt;&lt;table&gt;';</div>
<div id="_mcePaste">form::formelemani('kriterkod','text','kriterkod','gorunmez','gorunmez','gorunmez',$kriterkod,'');</div>
<div id="_mcePaste">form::dugme('Ağırlıklandır','','','dugme');</div>
<div id="_mcePaste">form::formkapanisi();</div>
<div id="_mcePaste">//bunları toplayacak bir fonksiyon lazım</div>
<div id="_mcePaste">echo '&lt;script type="text/javascript"&gt;</div>
<div id="_mcePaste">function topla()</div>
<div id="_mcePaste">{';</div>
<div id="_mcePaste">for($i=0;$i&lt;=count($grupkisa);$i++)</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">if($grupkisa[$i]!="")</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">echo '</div>
<div id="_mcePaste">var '.$grupkisa[$i].'toplam='.$gruptopla[$i].';</div>
<div id="_mcePaste">document.getElementById("'.$grupkisa[$i].'toplam").innerHTML='.$grupkisa[$i].'toplam;</div>
<div id="_mcePaste">if('.$grupkisa[$i].'toplam==100)</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">document.getElementById("'.$grupkisa[$i].'toplam").style.color="green";</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">else</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">document.getElementById("'.$grupkisa[$i].'toplam").style.color="red";</div>
<div id="_mcePaste">}';</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">echo '}</div>
<div id="_mcePaste">&lt;/script&gt;';</div>
<div id="_mcePaste">//form burada bitti</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">else</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">//kahretsin kriter de yok. o zaman niye geldin buraya</div>
<div id="_mcePaste">echo 'Sisteme eklenmiş herhangi bir kriter bulunmamaktadır. Eklemek için &lt;a href="'.$anadizin.'/kritervehedefler/kriter/ekle"&gt;buraya&lt;/a&gt; tıklayın.';</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">unset($i,$grupkisa,$grup,$gruptopla,$kriterkod);</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">if($_GET['adim']=="3")</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">if($_POST['kriterkod']!="")</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">//kriter kod ile hangi kriterler yazıldı ise onlar geliyor.</div>
<div id="_mcePaste">$kriterler=explode(',',$_POST['kriterkod']);</div>
<div id="_mcePaste">$degerler=array();</div>
<div id="_mcePaste">$i=0;</div>
<div id="_mcePaste">foreach($kriterler as $kriter)</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">if($kriter!="0")</div>
<div id="_mcePaste">{</div>
<div id="_mcePaste">//virgülle bölerken sorun olmasın diye başına 0 eklemiştik.</div>
<div id="_mcePaste">$degerler[$i]=$kriter.','.$_POST[$kriter];</div>
<div id="_mcePaste">echo $degerler[$i].'&lt;br/&gt;';</div>
<div id="_mcePaste">$i=$i+1;</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">$degerler[$i]='bolum,'.$qt.$_POST['ad'].$qt;</div>
<div id="_mcePaste">//veritabanına ekleyelim</div>
<div id="_mcePaste">vekle('kriterdeger',$degerler);</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
<div id="_mcePaste">}</div>
</pre>
<p>Anlayacağınız üzere tatile ihtiyacım var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.canosayan.com/2010/05/bu-aralar-bana-bir-haller-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

