| Hız: |
Malum öğrencilik mevsimsel bir iş. Hele ki mezun oluyorsan, kısa süreli emeklilik bile diyebilirsin. İş de yoksa al sana kapı gibi dede mesleği.
İşte benimki bu üç ifadeden ikincisi idi. Her ne kadar açıktan açıktan devam etsem de okumaya kısa süreli bir emeklilik yaşadım. Kendimi işsiz olmaya iyice hazırladım. Baktım da epey sıkıcı imiş. Ben de tatile gittim bunun üzerine. Gezmedim, dolaşmadım, eğlenmedim. İşsizliği düşündüm uzun uzun. Deniz güneş kum olayına gelince güneş ve kum bana dokunuyor arkadaşım. Yani kumun üzerine yatıp ıstakoz gibi kızarmaya ne gerek var?
İşsiz olarak tatile çıkmanın verdiği karın ağrısı, geleneksel mide problemlerim ile birleşse de iyiydi tatil. Benim vücudumda diğer insanlar gibi güneşe karşı koyu bir tepki gösterdi. Ama öyle bronz falan değil. Böyle kahverengiye (Van Dyke) çalan bir kırmızılık diyelim. Arasında da sarı var. Öyle pis bir renk işte. Bol bol tuzlu su kaybı. Burna kaçan su merasimi. Anlamsız kordon yürüyüşleri sırasında çevredeki insanları izlemek.
Aslında fena başlamadı tatil. Otobüs firmasının acentasında ki adamın indirim yapmasıyla başladı güzel anılarım. Televizyonlu koltuktan da aldım biletleri. Gerçi 5 inçlik, 8 kanallık ekranın neresi televizyon çözemedim ama olsun. Hani gözlerimiz hd yayına yeni yeni alışırken, bir de o boyutta cep telefonu ekranları varken manasız bir betimleme idi televizyon.
Yolculuğun gidişi güzeldi. Küçücük de olsa o televizyonla bir sürü film izledim. Malum dile kolay 11 saat. Yanımdaki eleman ise kitap okudu durdu. Bir ara ben ona kraker uzattım sonra o bana sakız uzattı.(ikimizde almadık) Zaten onun okuduğu kitap çok kalındı iki bölümde bıraktı. Benim ki ise tatile uygun değildi.(Ekonominin Temelleri) Nedense benim izlediğim filmleri izledi benden sonra. Bir nevi yanımdaki gazetemi okuyormuş gibi hissettim. Neyse ki ikimizde Türkçe dublajdan nefret ettik. Sonra şöyle bir baktım da otobüsün en idare eder adamıydı. Malum bayan yanı anlayışı varken daha iyi koltuk olamazdı. Gerçi bir daha da görmedik birbirimizi.
Genel olarak sıcakla uğraşıp, buz gibi olup adına serin denen denizlere girdim. Üzerimde uçan martılara simit olmadığımı çaktırmak için uğraş verirken biraz yüzüp, simitle, kollukla denize girenlere hava attım. Bir kaç kere en derinde yüzen insan ünvanını alsam da (in your face, in your face) boneli bir eleman beni geçti. Bana bakıp naber diye bir bakış attı. Bende sana ne lan diye bakış attım. Anlamadım diye bir bakışla yanıt verdi. Bende yürü git bakışı ile işi bitirdim. İlkokul çetesi misali beraber denize gelen, 3 adım atıp “orası boy mu?” diye soran delikanlılar gelince denizden çıktım. Neyse ki bu sene beyaz tişörtleri ile denizde yüzen teyzeler yoktu. Gözlerimi çok fazla kapatmam gerekmedi. Bir de dönüp dönüp “paletler neden turuncu lan?” diye düşündüm.
Arada bir akşamları kordona da indim. Ankara’da bayrak satmaya çalışan gençlerin, tatil yöresi tiplerini gördüm. Kaplıca için davetiye vermeye çalışsalar da, bayrak satanlar gibi bana çok yaklaşmadılar. Aslında bu epey koydu bana. Hani sanki hepsi işsiz olduğumu anlamıştı. Neyseki son akşam delikanlının biri gelip davet etti benimle. Hemen kaynaştık. O bana dil dökerken bir 25 metre kadar yürüdüm. Ama davetiyeyi almadım. Öğrenciymiş falan filan. Lafı da yapıştırdım. Ben de işsizim dedim.
Litrelerce soğuk su içip, kb’lar ile internete girerken geldi geçti tatil. Evliliğin el kitabı için bilmem kaç + 11 madde keşfettim. Tatilde yapılmayacak 10 şey rekorlarını kırıp biraz kod yazdım. Artık kendi sudoku oyunum var. Ama bir kere tam oynadım. Onun haricinde yazınca bıraktım.
Bütün şeylerin ardından eve dönüş biraz yorucuydu. Geleneksel mide problemlerim uzatmalı sevgilisi, migren ağrıları ile birlikte vakit geçirdi bedenimde. İğrenç kahverengi olduğum yetmezmiş gibi bir de bu hastalıkları çektim otobüste. Bu sefer yanımdaki elemanla hiç konuşmadım. Oda benimle konuşmadı. Ama yanımdaki koltuğun önünde koltukta oturan benden biraz daha, yanımdakinden epey kahverengi kız epey garipti. Bir koltukta yatılabilecek 750 farklı pozisyonu denedikten sonra(bir ara koltuğun oturma kısmına sırtını koymuştu!) koltuğun ne kadar geriye yatırılacağını da keşfetti. Hatta bir ara burnu iki koltuğun arasındaydı. Her uyandığında da sanki onu uyarken görmemişiz gibi, her parlak objede saçını başını düzeltti.
Hostun bir kere sallama çayımı vermeyip sadece sıcak su vermesi, bir kerede benim ve yandaki elemanın keklerimizi gasp etmesiyle yol bitti.
| html, css, jquery, ajax, boru anahtarı, tornavida, yakıt filtresi, gazlı bez, tebeşir, kontrol kalemi, saç fırçası, snorkel, pompa, gitar kılıfı | Merhaba! Ben otobüste, durakta, markette gördüğünüz, kulaklıklı kıvırcık uzun saçlı ama asla dikkat etmediğiniz adam. Burada bir şeyler konuşup oyalanıyorum. Bu arada artık pek kulaklık takmıyorum. |