Kpss ve diz çökün köleler12 Temmuz 2010 |
|
Bir çok işsiz(!) türk gencinin yaptığını yaptım bende. Sıcak havada, deniz kenarında, elimde soğuk içeceğim mavilere dalıp gitmek varken (yazar burada hayal görüyor) bende diğer arkadaşlarla sınava girdim. Her gencin tatması gereken bir tecrübe sanırım. Zaten insan mezun olduktan sonra böyle uzun uzun sınavlar arıyor doğal olarak.
İlk yola çıkışımızda ise kendimi ilkokul servisinde hissettim. Başlı başına ilginç insan grubu olan dolmuş şoförü abilerimizden biri sağ olsun yol boyunca yakın olan tüm okulları anons ederek bizi bilgilendirdi. Turistik gezi gibiydi. Yolda da kaza olunca diğer sınavzede arkadaşlarla şakalaşıp samimiyet kurduk. Dolmuşçu abimiz ise yanındaki bir başka dolmuşçu olduğunu tahmin ettiğim abiye bakıp “bak daha yarım saat var hepsini yetiştirdik” diyerek, eğitime verdiği önemi, devlete memur alımı ile yaşadığı sevince hepimize gösterdi.
Aslında bir çok yarışmacının yaptığının yanında çok bir şey değildi benim ki. Malum aylardır sınava hazırlanan arkadaşlar var. Hatta gördüm. Salona girerken bile sınava hazırlanan arkadaşlar vardı. Benim ise sınava hazırlandığım süre sınava gitmek için harcadığım süreden daha kısa. Sadece pazar öğleden sonra oturumu için acaba bu sefer ne soracaklar diye çıkacak alanlara baktım. Kapı da sayfalarca notları tekrar okuma derdinde olanları gördükçe kendime kızdım. Tuğla boyutundaki kitapların her sayfasının her satırını fosforlu kalemle silmelerine şaşırdım.
Hatta ne kadar umursamaz olduysam cumartesi sınavdan sonra iki arkadaşla oturup bir de olayların kritiğini yaptık. Sınav sisteminde, bazı sorulardan, sınav sistemlerinin çocukların beyninde yarattığı düşünsel duvar ve sınırlardan bahsettik. Büyük şehirler ile küçük şehirleri karşılaştırdığımız sohbette arkadaşlar bir de oy çokluğu ile iyi bir iş bulacağıma karar verdi. (Benim arkadaşlar öyle işte.)
Ayrıca ailem bir kez daha beni sınava yalnız gönderdi. Oysa dışarıya arabaları ile sıra olanlar, oğullarını askere gönderircesine sarılan babalar vardı.
Sınav daha önce zilyon defa sınava damacana ile girilmesini eleştirmiştim. Bu sefer meyve suyu da gördüm. Aslında vantilatör klima falan bekliyorum ama ekonomik kriz sanırım bizi meyve suyu ile idare etmeye zorladı. Ama gördüğüm kadarıyla hepimiz yeni silgilerimizi almıştık.
Her şeyden önce dışarıdan bakınca bazı rakiplerin devlet memuru olamamasını diledim içimden. Bunda başı çeken arkadaşlar, arka arkaya bu kitapçık almanca için diyenler. Kitapçığın kapağını bile okumaktan aciz olduklarından onların memur olmaması hepimizin hayrına diye düşünüyorum. Bu arkadaşların bir diğer grubu ise genel yetenek ve genel kültür sınavından sonra yabancı dile geçerken ilk sınav kitapçığını ve cevap anahtarını vermek istemeyen arkadaşlar.
Tabi bak bu adam lazım dediklerimde oldu. Mesela kapıdaki görevli kesici delici aletlerimizi dışarıda bırakıp girmemizi isterken peki kalem diye yüksek sesle soran, şaka yaptığını tahmin ettiğim arkadaş. Mutlaka alınmalı devlete.
Ayrıca sınav gözetmenlerine de hayran kaldım. Cumartesi günkü teyze, kendisi sınav kitapçığını ezberlediği halde nedense 10 tane kuralı okumak istemeyip konuşup durdu. Kendisi ile kötü bir başlangıç yaptık. Ama zaten ilişkimiz yürümezdi. Kendisi ilk önce telefonumu almak istemedi. Muhtemelen beni sınava almayacağını düşünerek kendisini büyük adam gördü. Fakat bina sorumlusuna gidecek karakterde olduğumu hesaplayamadı. Sınıfa geri dönünce ateş saçan gözleriyle baksa da bina sorumlusuna verdim lafını alınca susup kaldı.
Tabi kendisiyle atışmamız bu kadarla sınırlı değil. Üzerinde 7 kat elbise, masasında bilumum kırtasiye ürünleri yanında bavul boyutunda çantalar olan arkadaşları bırakıp, genel kültür ve genel yetenek sınavında, giriş belgemi içinde götürdüğüm ekonomi kitabımı aldı. Bunları getirmemeniz kitapçıkta yazıyor dedi. Ama ben de su, sakız falan yazıyor mu diyerek altta kalmadım.
Teyzenin tek vukuatı da bu değil. Kitapçık kodunu ufak yazarak uzaktan başkasının kitapçığını farketmemizin önüne geçmeye çalışan ösym’ye büyük bir kazık atarak sıra numaralarımızı ve kitapçık türlerimizi salonda yüksek sesle okudu. Sayesinde nerede hangi kitapçık var çok iyi öğrendik.
Pazar günkü oturumda adını daha yeni duyduğum konulardan sınava girerken sınav öncesinde gözetmenin cümleleri beni hayata döndürdü. İlk yarım saat onunla göz göze gelip durumu farkettirirsek lavaboya gidebileceğimizi bildirdi. İnsanlarla göz göze bakmak bile yorucu iken, pala bıyıklı amca ile göz göze gelip bir de be ben bir gidip demenin yarattığı korku ile bırakın göz göze gelmeyi başka adama bakamadım bile.
Diğer yandan sanırım toplamda 600′e yakın soru içeren kitapçıkların arkasına, kitapçıklarımın sayfalarının tek tek inceleneceğini, eksik sayfa olduğu takdirde sınavımın geçersiz sayılacağını yazan ösym’ye teşekkür ediyorum. Sınavda hayatımı şenlendirdiler. Ösym ya hiç kitapçık incelemedi, yada hiç sayı saymadı.
Ayrıca sınavların kapanışını çalan 3310 telefonuna “abi sen arayınca bastım gaza geldim, ayağım acıdı ben acımadım” diye cevap veren dolmuşçu abiler birliğinin, güzide üyesine teşekkürü bir borç bilirim. Her ne kadar ne dediğini anlamasam da.
Sonuç olarak kpss’nin bana verdiğim 75 lirayı amorte edecek bir faydası olacak mı emin değilim. Tabi buna sabahın köründe kalkmamın ve verdiğim yol paralarının maliyetini eklemedim. Fakat kaba taslak diyebilirim ki büyük şehirlerde ki okul kantinlerine ve toplu taşım araçlarına büyük bir faydası dokundu. Hatta ösym’nin belediyeler ile anlaşıp uyuz sınav yerleri çıkarttığına emin bile olabilirim.






Yazılar